2 Mart 2015 Pazartesi

Bu Kuantum Deneye Göre Dalga Fonksiyonu Gerçek! 2 Şubat 2015 Kategori:Güncel, Makaleler!..

Bu Kuantum Deneye Göre Dalga Fonksiyonu Gerçek!

Bu tüm kuantum mekaniği teorisinin temelini oluşturuyor, peki ama gerçekten var mı? Neredeyse 100 yıldır fizikçiler dalga fonksiyonunun evrenin gerçekten bir parçası mı yoksa sadece matematiksel bir araç mı olduğu üzerinde tartışıyorlar. Şu anda yıllar sonra ilk defa bir deney bu konuyu ciddiye almamız gerektiğini gösteriyor.
Dalga fonksiyonu, kuantum deney sonuçlarının inanılmaz doğrulukta tahmin edilmesine yardımcı oluyor. Ama parçacıkların belirsiz özelliklerinin olduğu bir evreni tanımlıyor; mesela aynı anda iki ayrı yerde olmaları gibi.  Erwin Schrödinger 1935 yılında, dalga fonksiyonunu gerçek kabul etmenin kafa karıştırıcı bir duruma yol açacağını söylemişti: Birisi kutuyu açıp görene kadar, kutu içindeki kedi, hem ölü hem de canlı olabilir.
Evren hakkında kişinin ona bakışına göre değil de, gerçekten objektif bir tanım isteyenlerin iki seçeneği var. Ya dalga fonksiyonunun gerçekliğini, yani kedinin aynı anda hem ölü hem de canlı olduğunu kabul ederler ya da dalga fonksiyonunun sadece matematiksel bir araç olduğunu öne sürerler. Ki bu ikincisi, zavallı kedinin durumu hakkında ne kadar az şey bildiğimizi gösterir. Buna da “epistemik yorum” (hakikatle ilgili yorum) denilmektedir. Bu Albert Einstein’ın kabul ettiği yorumdur ve sözde şöyle dediği belirtilmiştir : “Ay’ın,  sadece siz baktığınızda var olduğuna, gerçekten inanıyor musunuz?”
Problem şu ki, kuantum mekaniğine ait farklı versiyonları geçerli ya da geçersiz kılabilecek çok az deney yapıldı.
Dalga fonksiyonunun gerçek olup olmadığını test eden bir yöntem sunan önceki çalışma, fizik aleminde dikkatleri üzerine çekti. Ama hatalı varsayımlara dayandığı görüldü ve deneyi hiç kimse uygulamadı.
Avustralya Sydney Üniversitesi’nden Eric Cavalcanti ve arkadaşları, kuantum dalga fonksiyonunun gerçekliğini ölçümlediler. Elde ettikleri sonuçlar, kuantum mekaniği yorumlarının çoğunu bertaraf ediyor ve eğer evren hakkında objektif bir tanımlama varsa, ünlü dalga fonksiyonunun bunun bir parçası olduğunu söylüyorlar: Schrödinger’in kedisi aslında aynı anda hem ölü hem de hayatta.
Kanada Perimeter Enstitüsü’nden Matthew Leifer: “Bana göre bu, kuantum durumla ilgili epistemik yorumun geçerliliğine önemli bir sınır koyan ilk deney.” Deney, iki durumdan birinde olabilen bir şeyin kuantum özelliklerine dayanmaktadır. Ama bu iki durum tamamen birbirlerine zıt olamazlar. Mesela, dikey ya da diyagonel polarize edilen; ama yatay olmayan. Eğer dalga fonksiyonu gerçekse, tek bir deney ile polarizasyonu belirlenemez, daha fazla ölçümler alana dek her ikisi de olabilir.
Alternatif olarak, eğer dalga fonksiyonu gerçek değilse, o zaman belirsizlik yoktur ve foton her zaman tek bir polarizasyon durumundadır. Geçen yıl, araştırmacılar bu durumda her bir ölçümün polarizasyonla ilgili bir bilgiyi ortaya çıkardığını gösteren matematiksel bir kanıt yayınladılar.
Foton çiftlerinden ve yüzlerce doğru ölçümden oluşan karmaşık bir düzenekte, dalga fonksiyonunun gerçek olması gerektiğini gösterdiler: Ölçüm öncesinde foton polarizasyonlarının belirli bir durumda olduklarını gösteren yeterli bilgiye ulaşılamadı.
Gruptaki araştırmacılara göre epistemik görüşü muhafaza etmenin birkaç yolu var, ama onlar da başka ilginç yorumlara yol açıyorlar. Dalga fonksiyonunu yok etmek, “birbirleriyle iletişim halinde pek çok evren” ve de retrocasuality (gelecekte olacak olan olayların geçmişi etkileyebileceği görüşü) fikrine açık kapı bırakır.
Sonuçlarda yine de biraz esneklik payı var. Çünkü temelde belirsiz olmayan gerçeklik olasılığını tamamen reddetmediler. Hala deneylerinde yakalayamadıkları, kuantum durumların birbirleri arasındaki farklılıkları ayırt edebilecek bir yol olabilir. Ama Avustralya Brisbane’de Griffith Üniversitesi’nden Howard Wiseman, yine de elde edilen sonuçların hafifletilmemesi gerektiğini söylüyor: “Dalga fonksiyonuyla ilgili bir gerçekliğin kesinlikle olduğunu gösteriyor. Bir dereceye kadar dalga fonksiyonunun gerçekliğini kabul etmek zorundasınız. Yani eğer bu noktaya kadar geldiyseniz, neden yolun tamamını yürümeyesiniz ki?”

Bilinç, Kuantum Beyin, Kuantum Ruh!..

Bilinç, Kuantum Beyin, Kuantum Ruh

"Stuart Hameroff ‘un “TEKİLLİK” hakkındaki sohbeti:
“Bilinç Hesaplamadan Daha Fazla bir Şey.”
Ölümden sonra Yaşam, Ruh var mı?
Kuantum Beyin ve Kuantum Ruh !.. Bu kavramlar Bilimsel mi?
Beyin Bildiğimiz anlamda bir madde değildir, zihin de değildir, bildiğimiz klasik bilgisayar da değildir.
Çok yüksek frekanslardan, plank ölçeğine kadar frekanslar vardır ki, bu evrenin müziğidir.
Bilinç, evrenin müziğidir ve beyinde beyinde holografik olarak mevcuttur.
Bilinç, bilim ve sipiritüelityi birleştiriyor.
40 hertzlik bilinçli anları diye bildiğimiz aslında yüksek frekansların vuruş frekanslarıdır
Bilinç, bilinçaltı ve hattâ kuantum bilgi, potensiyel olarak evrende uzay-zaman geometrisinde bütünüyle mevcut olabilir.
Bence bu teori, Doğu felsefesi ile oldukça tutarlı ancak reenkarnasyon olmayabilir.
Ruh bilimin, evrenin ya da sizin dışınızdaki bir şey mi ki dualist olayım?
Derin düşünmenin beyindeki frekanslara olan etkilerine ilişkin deneyler.
Beynin kuantum işleyişi üzerine çalışmalar, alzeimer ve beyin hasarlarının tedavisinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
“Ölümden sonraki yaşam” inandırıcı, makul bir bilimsel olasılık.
Ölüme yakın deneyimler, beden dışı deneyimler, beyindeki kuantum bilginin korunumu ve Kuantum Ruh kavramı.
Kanıtlanan ama duyrulmayan bir gerçek, “Anestezi mikrotübüller üzerinde etkili”
Anesteziyi anlamak, bilinci anlamın temeli olabilir mi?
Bilincin tarifi nedir, bir süreç mi, bir nitelik mi?
Anestezinin  lipidler yerine proteinlere çöktüğü açığa çıktı.
Son çalışmalargösteriyor ki; aslında anestezi nöronun içindeki, dendirtleri, somadaki mikrotübülleri etkiliyor.
Neden insanlar bilinç için “zor bir problem” diyorlar?
İnsan olmak nasıl bir şey?
Beyne bilgisayar demedoğru bir yaklaşım mıdır?
ORCH  ya da kuantum bilinç  teorisi nedir?
Şu an bilindiği kadarıyla beyinde her saniye 10 üzeri 27 işlem gerçekleşiyor.
Bu işlemler, bilinci, farkındalığı, olağanüstü deneyimler olan sevgi, mutluluğu, acıyı, duyguları  nasıl açıklayabilir ki?
İki şey aynı anda, aynı yerde nasıl olur?
Evren içre evrenlere genel görelilik yaklaşımı,
Rüyalar kuantum bilgiyi açığa çıkarırlar, yanrüyalar kuantum bilgilerdir.
Rüyalardaki zaman gibi birçok garip şey, kuantum bilgi ile eşleşmektedir.
Freudiyan anlamda bilinçaltı, çökme durumuna gelmeyen kuantum bilgisidir.
Beyin kuantum işlemler yapıyorsa, günümüz kunatum bilgisayarları mutlak 0 derecede çalışırken, beyin nasıl olur da 37 derecede bunu yapabilir?
Kuantum eş zamanlılık için mutlak sıfır şart mıdır?
Fotosentez heran doğadagerçekleşen bir kuantum işlemidir.
Eğer patates, domates kuantum eşzamanlılığı kullanabiliyorsa, beyindeki mikrotübüller de kullanabilir.
zekadan bilince gitmek olamaz mı?
8 megahertz’de 15 saniye beyne verilen ultrason, ruh halinde değişmeye neden oluyor.
Alzeimer, mikrotübül hastalığıdır.
Ölüme yakın deneyimlerde, kan akışı durduğunda, eş zamanlılık bozulduğunda, beyinde kuantum bilgisi kaybolmadan bir çeşit yayılma yaşıyor.
Çeşitli psikedelik ilaç almışların canlı MRI görüntüleri ve sonuçları…
Bilinç ve deneyim MRI’dan açığa çıkmaz, yansımaz."

Tövbe!..

Peygamber efendimize bir sahabi “Ey Allah'ın Resulü nasuh tövbesi nedir?” diye sordu. Resulüllah'ın cevabı şöyle odu: “Kişinin yapmış olduğu günaha pişmanlık duyup ve Allah'a özrünü arzedip sonra da sütün memeye geri dönmediği gibi günaha dönmemesidir.”
1 Mart 2015 Pazar 18:38:24
(BİR KISSA BİNLERCE HİSSE)
Yıllar Önce Nasuh adında bir adam vardı. Nasuh kadınlar ha­mamında kesecilik eder böylece onlara kolaylıkla yaklaşır, dokunur, uygun olanları baştan çıkarırdı. Nasuh yıl­larca tellâklık etti, kimse onun erkek olduğunun farkına varmadı. Yüzü kadın yüzü gibi tüysüz­dü. Erkek hüviyetini bu yüzden rahatlıkla gizlerdi. Çünkü sîması kadınsı, sesi kadın sesi gibiydi. Pâdişahın kızlarını bile hamamda keseler ovar, yıkardı. Bu konuda mahirdi ve aranan bir elemandı. Çarşaf giyer peçe takardı fakat şehvet düşkünüydü.. 

Aradan zaman geçince Nasuh bu işten pişman oldu, tövbe etti fakat, alışkanlığını bırakıp tövbesini tutamadı. Bu defalarca böyle oldu. 

Pişmanlık İçindeki Nasuh bir gün Allah dostuna giderek:
"Bana dua et," diye ricâda bulundu.  Allah'ın o veli kulu ona dua etti.

Lakin yine duasını tutmayan Nasuh aynı işi yapmaya devam etti, yine hamamda her zamanki işini yaparken pâdişahın kızının kıymetli bir incisi kayboldu. Bü­tün kadınlar inciyi aramaya koyuldular.

İlk iş olarak hemen hamamın kapı­sını kapadılar. Sonra aramaya başladılar ama inci bulunamadı. Bu defa üst araması için herkesin sıraya girmesini istediler. 

Nasuh korkusundan bir kenara çekildi, yüzü sararmış dudakları titriyordu. Ölüm korkusu her ya­nı sarmıştı, nihayet foyası meydana çıkacaktı.  

Kendi kendine:
"Yarabbi, dedi. Birçok defalar tövbe ettim fakat töv­bemi bir türlü tutamadım. Eğer beni bu belâdan, rezil rüsvây olmaktan kurtarırsan, söz veriyorum bütün yaptıklarımdan tövbe etim" dedi.

Hamamdakiler herkesi kontrol etmişti. Aranma sırası Nasuh'a yaklaşıyordu, kurtuluş yoktu tam onu arayacaklardı ki ansızın:

-İnci bulundu! diye bir ses geldi. 

Artık Nasuh'u aramaya gerek kalmamıştı. Böylece Nasuh rezil olmaktan, ölüm­den kurtulmuştu. İnci bulunduğu için herkes bayram ediyor seviniyordu. 

Bu sevinç dalgası geçtikten sonra Nasuh'u çağırdılar:

-Ey mahir tellâk gel, pâdişahın kızı seni çağırıyor gel onu kesele, yıka, dediler.

Nasuh bunu redderek hamamdan çıkıp gitti. Bir daha da tövbesini bozmadı. (Mesnevi, c. V, beyit: 2228 vd.)

DİPNOT:
Konumuz olan hikâyeye gelince, samimi bir tövbenin nasıl olması gerektiğini vurucu bir örnekle ortaya koymaktadır.
Tahrim suresi 8. ayet şöyle başlar: ً“Ey iman edenler, Allah'a nasuh tövbesiyle, yani son derece samîmî bir şekilde tövbe ediniz.”
Ayette geçen tevbe-i nasuh, nasuh tövbesi kavramında, “nasuh” kelimesinin anlamı tefsirlerde uzun uzun anlatılır. Kısaca iyi niyet ve temiz kalble yapılan ciddî, halis, kesin bir pişmanlık mânâsı taşır. Yüreği yanarak Hakk'a dönüp yaptığı yanlış hareketi bir daha tekrar etmemeye kesin karar vermeyi ifade eder.
Bu kadar güçlü bir anlamı zihinlerde pekiştirebilmek için Hz. Mevlânâ bu hikâyeye baş vurmuştur. Tam bir kararlılıkla yapılan tövbe demek olan “nasuh” kelimesini, bir şahıs ismi ve hikâyemizin kahramanı olarak ele almıştır.
Çizilen tablo ve hikâyenin sahneleri öylesine etkileyici ki, sonunda insan şu karara varır: Evet gerçek tövbe böyle olur, tam bir kararlılık hali Nasuh'un haliyle yapılan tövbede bulunur.
Böyle tövbe nasıl olur? Yapılan kabahatlerden, başka bir sebeple değil, sırf çirkinlikleri, yani Allah'ın rızasına ters düşen bir hareket oldukları için vazgeçmekle olur. Allah'tan utanıp pişmanlık duyarak, içi yanarak ve şiddetle üzülerek onu bırakmakla olur. Bir daha o kabahati yapmamaya azmedip, hiçbir sebeple onu tekrarlamamaya kesin karar vermekle olur.
Peygamber efendimize bir sahabi “Ey Allah'ın Resulü nasuh tövbesi nedir?” diye sordu. Resulüllah'ın cevabı şöyle odu: “Kişinin yapmış olduğu günaha pişmanlık duyup ve Allah'a özrünü arzedip sonra da sütün memeye geri dönmediği gibi günaha dönmemesidir.” (Bk. Hak Dini Kur'an Dili, c. VIII)

Tövbenin sözlük anlamı “dönmek” demektir. Yanlıştan doğruya, nihayet Allah'a dönmeyi ifade eder. Allah'ın bize olan lutuf ve merhameti sonsuzdur. Son nefese kadar tövbe etme imkânı vardır. Hadislerde kıyamet anına kadar tövbenin kabul edilebileceği belirtilir. Buna işaret ederek Mevlânâ şöyle der:
“Tövbenin, batı yönünde bir kapısı vardır, kıyamete kadar açıktır. O kapı güneş batıdan doğuncaya dek açık kalacaktır, o kapıdan yüz çevirme!”
Tövbe neden değerlidir? Şundan: Tövbe kulun kulluğunu, Allah'ın mâbudluğunu veciz bir şekilde ortaya koyar. İnsan ancak büyük bildiği, saygı duyduğu birine karşı özür diler, af diler. Tövbe inanmış insanın yapacağı harekettir.
Kul hatâsız olmaz, ama önemli olan hatâda ısrar etmemektir. Sonunda Allah'a döndükten sonra, kul hakkı ve şirkin dışında her hata affedilebilir. 

NASUH'UN TÖVBESİ!..

NASUH'UN TÖVBESİ
(BİR KISSA BİNLERCE HİSSE)
Yıllar Önce Nasuh adında bir adam vardı. Nasuh kadınlar ha­mamında kesecilik eder böylece onlara kolaylıkla yaklaşır, dokunur, uygun olanları baştan çıkarırdı. Nasuh yıl­larca tellâklık etti, kimse onun erkek olduğunun farkına varmadı. Yüzü kadın yüzü gibi tüysüz­dü. Erkek hüviyetini bu yüzden rahatlıkla gizlerdi. Çünkü sîması kadınsı, sesi kadın sesi gibiydi. Pâdişahın kızlarını bile hamamda keseler ovar, yıkardı. Bu konuda mahirdi ve aranan bir elemandı. Çarşaf giyer peçe takardı fakat şehvet düşkünüydü..
....
Kıssanın Tamamı: http://beyinkontrolu.com/tr-TR/haberler/654/nasuhun-tovbesi
....
Aradan zaman geçince Nasuh bu işten pişman oldu, tövbe etti fakat, alışkanlığını bırakıp tövbesini tutamadı. Bu defalarca böyle oldu.
Pişmanlık İçindeki Nasuh bir gün Allah dostuna giderek:
"Bana dua et," diye ricâda bulundu. Allah'ın o veli kulu ona dua etti.
Lakin yine duasını tutmayan Nasuh aynı işi yapmaya devam etti, yine hamamda her zamanki işini yaparken pâdişahın kızının kıymetli bir incisi kayboldu. Bü­tün kadınlar inciyi aramaya koyuldular.
İlk iş olarak hemen hamamın kapı­sını kapadılar. Sonra aramaya başladılar ama inci bulunamadı. Bu defa üst araması için herkesin sıraya girmesini istediler.
Nasuh korkusundan bir kenara çekildi, yüzü sararmış dudakları titriyordu. Ölüm korkusu her ya­nı sarmıştı, nihayet foyası meydana çıkacaktı.
Kendi kendine:
"Yarabbi, dedi. Birçok defalar tövbe ettim fakat töv­bemi bir türlü tutamadım. Eğer beni bu belâdan, rezil rüsvây olmaktan kurtarırsan, söz veriyorum bütün yaptıklarımdan tövbe etim" dedi.
Hamamdakiler herkesi kontrol etmişti. Aranma sırası Nasuh'a yaklaşıyordu, kurtuluş yoktu tam onu arayacaklardı ki ansızın:
-İnci bulundu! diye bir ses geldi.
Artık Nasuh'u aramaya gerek kalmamıştı. Böylece Nasuh rezil olmaktan, ölüm­den kurtulmuştu. İnci bulunduğu için herkes bayram ediyor seviniyordu.
Bu sevinç dalgası geçtikten sonra Nasuh'u çağırdılar:
-Ey mahir tellâk gel, pâdişahın kızı seni çağırıyor gel onu kesele, yıka, dediler.
Nasuh bunu redderek hamamdan çıkıp gitti. Bir daha da tövbesini bozmadı. (Mesnevi, c. V, beyit: 2228 vd.)
DİPNOT:
Konumuz olan hikâyeye gelince, samimi bir tövbenin nasıl olması gerektiğini vurucu bir örnekle ortaya koymaktadır.
Tahrim suresi 8. ayet şöyle başlar: ً“Ey iman edenler, Allah'a nasuh tövbesiyle, yani son derece samîmî bir şekilde tövbe ediniz.”
Ayette geçen tevbe-i nasuh, nasuh tövbesi kavramında, “nasuh” kelimesinin anlamı tefsirlerde uzun uzun anlatılır. Kısaca iyi niyet ve temiz kalble yapılan ciddî, halis, kesin bir pişmanlık mânâsı taşır. Yüreği yanarak Hakk'a dönüp yaptığı yanlış hareketi bir daha tekrar etmemeye kesin karar vermeyi ifade eder.
Bu kadar güçlü bir anlamı zihinlerde pekiştirebilmek için Hz. Mevlânâ bu hikâyeye baş vurmuştur. Tam bir kararlılıkla yapılan tövbe demek olan “nasuh” kelimesini, bir şahıs ismi ve hikâyemizin kahramanı olarak ele almıştır.
Çizilen tablo ve hikâyenin sahneleri öylesine etkileyici ki, sonunda insan şu karara varır: Evet gerçek tövbe böyle olur, tam bir kararlılık hali Nasuh'un haliyle yapılan tövbede bulunur.
Böyle tövbe nasıl olur? Yapılan kabahatlerden, başka bir sebeple değil, sırf çirkinlikleri, yani Allah'ın rızasına ters düşen bir hareket oldukları için vazgeçmekle olur. Allah'tan utanıp pişmanlık duyarak, içi yanarak ve şiddetle üzülerek onu bırakmakla olur. Bir daha o kabahati yapmamaya azmedip, hiçbir sebeple onu tekrarlamamaya kesin karar vermekle olur.
Peygamber efendimize bir sahabi “Ey Allah'ın Resulü nasuh tövbesi nedir?” diye sordu. Resulüllah'ın cevabı şöyle odu: “Kişinin yapmış olduğu günaha pişmanlık duyup ve Allah'a özrünü arzedip sonra da sütün memeye geri dönmediği gibi günaha dönmemesidir.” (Bk. Hak Dini Kur'an Dili, c. VIII)
Tövbenin sözlük anlamı “dönmek” demektir. Yanlıştan doğruya, nihayet Allah'a dönmeyi ifade eder. Allah'ın bize olan lutuf ve merhameti sonsuzdur. Son nefese kadar tövbe etme imkânı vardır. Hadislerde kıyamet anına kadar tövbenin kabul edilebileceği belirtilir. Buna işaret ederek Mevlânâ şöyle der:
“Tövbenin, batı yönünde bir kapısı vardır, kıyamete kadar açıktır. O kapı güneş batıdan doğuncaya dek açık kalacaktır, o kapıdan yüz çevirme!”
Tövbe neden değerlidir? Şundan: Tövbe kulun kulluğunu, Allah'ın mâbudluğunu veciz bir şekilde ortaya koyar. İnsan ancak büyük bildiği, saygı duyduğu birine karşı özür diler, af diler. Tövbe inanmış insanın yapacağı harekettir.
Kul hatâsız olmaz, ama önemli olan hatâda ısrar etmemektir. Sonunda Allah'a döndükten sonra, kul hakkı ve şirkin dışında her hata affedilebilir.

12 Milyar Güneş Büyüklüğünde Kara Delik 1 Mart 2015 Kategori:Güncel, Makaleler!..

12 Milyar Güneş Büyüklüğünde Kara Delik

Astronomlar 12 milyar güneş büyüklüğünde antik bir kara delik buldular
karadelik
Astronomlar 12.8 milyar ışık yılı uzaklıkta olağan dışı parlaklığa sahip bir nesne saptadılar –  uzayda şimdiye kadar görülen en çok ışık saçan nesne.
Büyük patlamadan sadece 900 milyon yıl sonrasında bu eski kuasar –iri bir kara delik tarafından oluşturulan parlak nesne – güneşimizden 420 trilyon daha fazla ışık saçmaktaydı.
Zamanın başlangıcına bu kadar yakın bir kara delik için parlaklık ve boyut çok şaşırtıcı.
Çarşamba günü Nature’de yayımlanan yeni bir çalışmada, araştırmacılar uzlaşıma karşı çıkan bir kozmik ışık tanımladılar. Çinli araştırmacılar her ne kadar daha yüksek çözünürlükte bir görüntü elde etmek için Şilili ve Amerikalı astronomlardan yardım talep etseler de küçük bir teleskopla bile saptanabiliyordu.
Buluş, kara delikler ve bu kara deliklerin milyarlarca yıldan fazla zamanda büyümüş ev sahibi galaksilerine meydan okumakta.
Kuasar olarak adlandırılan uzak göksel cisimlerin içinde bulunan kara delikler, maddenin çok yoğun olduğu uzay alanlarıdırlar ki ışık bile çekimsel çukurundan kaçabilecek kadar hızlı hareket edemez. Kara delikler; yakınındaki galaksiler, yıldızlar ve toz bulutlarına olan etkileriyle saptanırlar.
Almanya Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden araştırmacı Bram Venemans, yeni bulunan kara deliğin, yaklaşık 12 milyar güneşe eşdeğer olduğunu ve daha önce bulunan benzer yaştaki bir kara deliğin iki katından fazla kütleye sahip olduğunu, söyledi.
Kıyasla,  Samanyolu Galaksisinin merkezinde gizlenmiş bir kara delik yaklaşık olarak  güneşten 4 – 5 milyon kat daha fazla kütleye sahiptir.
Pekin Üniversitesi ve Kavli Astronomi ve Astrofizik Enstitüsü’nden başyazar Xue-Bing Wu “Evren bu kadar gençken nasıl bu denli ağır bir kara deliğe sahip olabiliriz? Şuan bunu açıklayacak tatmin edici bir teorimiz bulunmamakta” dedi.
Kara deliğin bir milyar yıldan daha kısa sürede bu kadar sarsıcı bir boyutta büyümesini astronomlar, çevresindeki yıldızlararası kütleyi maksimum oranda tam zamanlı olarak çekiyor olmalı, şeklinde ortaya atıyorlar.
Öyle olsa bile, kara delik tarafından oluşturulan kuasar radyasyonunun, böyle bir boyuta erişilmeden önce kütle birikimini durdurmaya başlamış olması gerekirdi.
Bu yüzden geride çözülmesi gereken bulmacalar kaldı. Ama şimdilik, Profesör Wu ekibinin, muhteşem kuasarı diğer uzay nesnelerini bulabilmek için bir yol gösterici olarak kullanmakta olduğunu söylüyor..
“Tıpkı bir deniz fenerinin karanlıkta oturması gibi, uzak evren bize kendi gezegenimiz ve karar delik arasındaki şeyleri onları aydınlatarak görme şansı vermekte.”, dedi.
“Uzak galaksi ve bizim galaksimiz arasındaki şeyleri anlamamız için bize eşsiz bir şans sağlamakta.”
Profesör Wu ve takımı gelecek yıl için planlanmış birçok takip eden gözleme sahipler. Bunların arasında bu etkileyici kuasarın galaksisinin içindeki ve yakınındaki şeylere daha iyi bir bakış sağlamak için Hubble teleskopu gibi uzay teleskoplarının kullanıldığı projeler de var.

1 Mart 2015 Pazar

BEYİN BÜYÜKLÜĞÜNDE ETKİN OLAN BİR GEN!..

BEYİN BÜYÜKLÜĞÜNDE ETKİN OLAN BİR GEN

agene
Evrimin izlerini takip ederken: Max Planc araştırmacıları, beyin kök hücrelerinin yeniden üretiminin anahtarını bulurlar.
İnsan genlerinin yaklaşık %99’u şempanzeler ile ortaktır. Geriye kalan küçük miktar bizi farklı kılar. Ama çok önemli bir farkımız var: İnsan beyni şempanze beyninden 3 kat daha büyük. Evrim esnasında, bu büyüklüğü tetikler doğrultuda genomumuz değişmiş olmalı. Max Planc Enstitüsü Moleküler Hücre Biyolojisi ve Genetiği’nde müdür ve araştırma grubu başkanı olan Wieland Huttner ve ekibi, ilk kez sadece insanlarda yer alan ve temel beyin kök hücrelerinin yeniden üretilmesine katkıda bulunan bir gen buldular. Araştırmacılar insan beyni kök hücrelerinin farklı alt popülasyonlarını izole ettiler ve hangi hücre tipinde hangi genlerin aktif olduğunu net olarak tanımladılar. Bunu yaparak, ARHGAP11B genini fark ettiler. Bu gen sadece insanlarda ve en yakın akrabalarımız olan Neandertallerde ve Denisova insanlarında  bulunuyor, ama şempanzelerde bulunmuyor. Bu gen, beyin kök hücrelerini daha büyük bir kök hücre havuzunu oluşturmak üzere tetikleyebiliyor. Bu sayede, beyin gelişimi esnasında daha fazla nöron oluşabiliyor ve serebrum genişleyebiliyor. Serebrum konuşma ve düşünme gibi bilişsel fonksiyonlardan sorumludur.
Wieland Huttner’ın araştırmacıları, gelişmekte olan insan serebrumundaki beyin kök hücrelerinin özel alt popülasyonlarını izole eden ve tanımlayan bir yöntem geliştirdiler. Bu güne kadar kimse bunu başaramamıştı. Bilim insanları öncelikle, cenin fare ve insan serebrum dokusundan farklı kök ve öncül hücre türü aldılar. Büyük ve kıvrımlı insan beyninin aksine, fare beyni küçük ve yumuşaktır. Araştırmacılar çeşitli hücre türlerinde aktif olan genleri karşılaştırdılar. Sadece insan beyninde mevcut olan ve beyin gelişiminde rol oynayan 56 gen tanımladılar. Wieland Huttner Laboratuarı’nda araştırmanın ana bölümünü yürüten doktora öğrencisi Marta Florio “ARHGAP11B geninin özellikle temel beyin kök hücrelerinde aktif olduğunu fark ettik. Evrim sırasında neokorteksin büyümesi için bu hücreler gerçekten çok önemlidir.” dedi.
İnsana özgü gen ayrıca farelerde de etkili oluyorAraştırmanın ileri aşamalarında, araştırmacılar bu özel genin işlevi üzerine odaklandılar. İnsanlarda daha büyük bir beyin kök hücresi havuzu oluşumundan ve dolayısıyla da daha büyük bir serebrumdan sorumluysa, o zaman insana özgü bu gen daha küçük beyni olan bir farede de benzer gelişimi tetikleyebilir diye düşündü araştırmacılar. Bu geni fare embriyosunun içine koydular: İnsana özgü genin etkisi altında kalan fareler daha fazla beyin kök hücresi ve tüm vakaların yarısında, insan beynine özgü korteks kıvrım bile ürettiler. Tüm bu sonuçlar gösteriyor ki, ARHGAP11B geni, insan neokorteksinin evrimsel büyümesinde anahtar rol oynamaktadır.
beyin_bBu resim ilkel bir farenin serebral korteksini göstermekte. Hücre çekirdekleri mavi renkte gösteriliyor, daha alt katmanlardaki nöronlar ise kırmızı. İnsana özgü gen olan ARHGAP11B, beynin sağ tarafında neokortikal yüzeyin kıvrımı yanında gösteriliyor. MPI f. Moleküler Hücre Biyolojisi ve Genetiği
Leipzig Max Planc Enstitüsü Evrimsel Antropoloji bölümünden Svante Pääbo ve birlikte çalıştığı araştırmacılardan alınan veriler, ARHGAP11B geninin sadece insan genomunda değil, ayrıca Neandertal ve Denisova insanlarında da bulunduğunu doğrulamaktadır. Neandertallerin insanlarınkine benzer büyüklükte beyinleri vardı. Wieland Huttner şöyle özetliyor: “ARHGAP11B, temel beyin kök hücre havuzuna katkıda bulunan ve neokorteks kıvrımını tetikleyen ilk insana özgü gendir. Bu sayede evrimi takip etmede bir sonraki adıma geçebildik.”
Huttner’ın araştırma grubu uzun süredir insan beyni evriminin gizemleriyle ilgilenmekteler. Son yıllarda, araştırmacıları pek çok şey keşfettiler. Bu keşifler, büyük beyinin evrim esnasında nasıl gelişebildiğini anlamaya yardımcı oldu. Mesela 2010 yılında, beynin dış gelişim bölgelerinde yeni bir kök hücre çeşidi buldular.

Aşkı şeriat!..

Aşkı Şeriat, Oflu Nevfel ile birlikte
(Elif, Lâm, Mîm.)
İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir.
Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.
Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman ederler.
Bunlar, işte Rabblerinden bir hidayet üzerindedirler ve bunlar işte felaha erenlerdir.
Bakara suresi 1-5 Ayet Meali
Önce Kur’anda geçen ve maalesef geleneğimizde –Kur’an genelde anlaşılmak maksadıyla okunmadığı için, yani ayetler üzerine tefekkür edilmediği için- neredeyse hiç mi hiç anlaşılmayan bazı çevrelerce bilerek doğru anlaşılması istenmeyen kavramların tanımı üzerinde kısaca duralım.
Bu tanımlara dikkat edelim uyalım.
İlah: Otorite sahibi, kanun koyan, hayat tarzı öneren, ibadet edilen, ihtiyaç duyulan, yol gösterici olan, en fazla sevilen.
Rab: Eğiten, besleyen, yönetici, yönlendirici, efendi, sahip.
İbadet: (Herhangi bir kimse, nesne, güç vs’ye) kul olmak, boyun eğmek, itaat etmek, bağlanmak, yönelmek.
Din: Yol, ceza/hesap, kural, kanun, otorite, şeriat.
Tağut: isyan eden, baş kaldıran: Kur’anda şeytan ve adamları için kullanılır.
Zulüm: Hakkı hak sahibine eksik vermek ya da başkasına vermek.
Tevhid: Birlemek, tekleştirmek manalarına gelir. Başka bir deyişle Allah’ı zatında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde tek kabul etmek, eşi ve benzeri olmadığına iman edip ibadet ile de O’nu birlemektir. Yani ibadeti ondan başkasına yapmamak ve yalnız ona has kılmaktır.
Şirk: Ortak koşmak manasına gelir. Başka bir deyişle Allah’ı zatında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde ortak kabul etmek manasına gelir. Kısaca şirk: Allah’a ait herhangi bir özelliği/sıfatı başka birine ister Allah ile birlikte ister ondan bağımsız olarak her hangi bir şahıs, rejim, simge, ideoloji, şeytani bir güç , nesne, soyut kavramlara vs. az ya da çok oranda vermektir.
Kelime-i Tevhid: La ilahe illallah: Allah’ın dışındaki ilahlara hayır, sadece Allah’a evet manasına gelir. Yani diğer ilahların hiçbir ilahi özelliğni kabul etmemek ve onlara ona göre davranmak manasına gelir. Bir müslüman diğer ilahlardan inancımızı temizlemeden Allah’a doğru iman gerçekleşemez. [Muhammedur Rasulullah (Muhammed, Allah’ın rasuludur) ifadesine de iman etmek Kur’an’a göre farzdır.]
İlah üzerine: Sahte ilahlar aslında dinimize göre ilah değildir, ama sahte/batıl dinlere tabi olanlar onları ilah gibi görürler. Kur’an’a göre birçok ilah vardır. İnsan’ın nefsi bile ilah olabiliyor.
Ayetler:
19/ Meryem 81: Çünkü böyleleri, kendilerine güç ve statü olurlar diye, Allah'tan başka varlıkları ilahlar edinirler.
46/ Ahkaf 5: Allah'ı bırakıp onlara ne şimdi, ne de Kıyamet Günü cevap veremeyecek olan ve kendilerine yalvarıldığının bile farkında olmayan (ilah)lara yalvarıp yakarandan (dua, rabıta vs. ile onu/onları çağıran’dan) daha sapık kim olabilir?
(Fatiha da günde en az 40 kez Allah’ım yalnız senden yardım isteyeceğiz diye söz veriyoruz, ama bazıları inatla başkalarını Allah’a yaklaşmak için vesile ediyor, kabirlerden vs. medet umuyor.)
16/ Nahl 20-22: Allah'tan başka o yalvarıp yakardıklarınıza gelince -bunların kendileri yaratılmış varlıklar olduklarına göre- hiçbir şey yaratamazlar;hayatı hiç tatmamış ölülerdir onlar; ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. Sizin ilahınız Tek İlahtır; ne var ki, ahirete inanmayanların kalpleri bunu, boş bir kibir yüzünden, kabule yanaşmıyor.