19 Kasım 2014 Çarşamba

CİN'LER HAKKINDA HERŞEY!..

Eğer bu belirtilerden biri ya da bir kaçı sizde varsa kısa süre içinde tedavi olmanızı önemle tavsiye ediyoruz! 

Cinler Öncelikle Kimlere Musallat Olurlar?Cinler her insana musallat olabilir. Ancak daha çok bebeklere, küçük çocuklara, genç kızlara, hamile ve loğusalı hanımlara, yalnız yaşayan yaşlı kişilere, ruhsal ve bedensel yönden aşırı rahatsızlıkları olanlara, gerek evde gerekse dışarıda aşırı dekolte giyinen bayanlara, kahve, tarot vb. fallara sıklıkla bakan ve baktıranlara, fincanla ruh (!) çağıranlara ve kontrolsüz, bilinçsizce aşırı zikir çekenlere, bu varlıklardan sıklıkla bahsedenlere ve çok sigara içenlere musallat olurlar. 


Cinlerin Musallat Oldukları Kişide Görülen Emareler Nelerdir?
 Aşırı unutkanlık, dalgınlık, kararsızlık, geleceğe ait ümitsizlik duygusu hissetme, basit sebeplerle yakınlarına karşı agresif davranışlar (anne, baba, eş, arkadaş vs.), işlerinde anlaşılmaz aşırı kısmetsizlik ve irade dışı aksiliklerle karşılaşma, sevdiklerinin her hareketinin kendisine ters gelmesi, sonra bundan pişman olması, bir türlü evlenememe, sıklıkla nişandan dönme, basit sebeplerden boşanma, yalnızken yanından bir karartının geçtiğini hissetmesi, banyo yaparken korkması ve gözü açık sabunlanması, rüyalarında sıklıkla kedi, köpek, yılan görmesi, sabahları çok yorgun kalkması, bazen uyku-uyanıklık arasında parmağını dahi kımıldatamayacak ağırlık hissetmesi. 


Cinler En Çok İnsanlara Nerede Musallat Olurlar?
 Cinler insanlara en çok tuvalet, banyo ve yatak odasında musallat olurlar.
Bu yüzden tuvalete ve banyoya girerken ve yatmadan önce kişinin şeytanın şerrinden Allah’a sığınması sünnettir. Habibullah efendimiz bir hadisinde şöyle demektedir:

Biriniz tuvalete girmeden önce şöyle desin;
(Euzu billahi minel-hubsi vel-habâis:
Erkek ve dişi şeytanlardan Allaha sığınırım) (Kaynak: Ebu Davut’un süneni Zeyd b. Erkam’dan (ra))

Aynı şekilde yatmadan öncede mutlaka dua ederek yatmalı ve Allaha (cc) sığınılmalıdır;
Amr b. Şuayb, babası dedesinden rivayet etmiştir;
dedi ki: “Allah Resulü (sav) bize yatarken şu kelimeleri öğretirdi:
“Bismillah. Euzu bi kelimatillâhit’tâmmeti min gadabihi ve ikabihi ve min hemezsatiş’şeyâtîni ve en yahdurunî:
Allah’ın adıyla, O’nun gazabından, cezasından, şeytanların vesveselerinden ve yanımda bulunmalarından Allah’ın tastamam kelimelerine sığınırım. “ (Bu dua her sıkıntılı olduğunda okuna bilir)


Cinler Fiziki Hastalıklara Sebep Olabiliyorlar mı?
 İbn-i Sina “sara” hastalığını anlatırken cinlerden bahsetmektedir. Diyor ki:
Hastalıklara birçok maddeler sebep olduğu gibi, cinin hâsıl ettiği hastalıklarda vardır ve meşhurdur. Cin insan vücuduna girerek sara hastalığına sebep olmaktadır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi, c. 6, s. 365)
Aynı şekilde cinler damar tıkanıklığına, çocuk düşmesine, şiddetli baş ağrılarına vb. rahatsızlıklara sebep olabilmektedirler. 



Cinlerin İnsanlara Verdikleri Psikolojik Rahatsızlıklar Nelerdir?
 Kişinin yaşının üzerinde aşırı dalgınlık, unutkanlık, kararsızlık, geleceğe ait ümitsizlik, sevdiklerine karşı sebepsiz agresif davranışlar ve intihar duyguları başlıcalarıdır. Bu rahatsızlıklar fizyolojik ve psikolojik olduğu gibi cinlerden de kaynaklanabilmektedir.
Cinler özellikle beynin bazı noktalarına rahatlıkla nüfuz ederek o kişiyi moral değerler ötesinde düşünceye sevk edebilmektedirler. Çok inançlı bir kişiyi agnostisizme (şüpheci düşünce) sürükleyebilmekte, ibadetlerini sürekli ertelete bilmektedirler.
Eğer musallat oldukları kişiye âşık olmuşlarsa, bedenine girdikleri kişi evli ise eşinden boşandırmaya, nişanlı ise nişanı atmaya, bekârsa da karşı cinsten uzak tutmaya çalışırlar. Çoğunlukla da, o kişinin aurası zayıfsa yani halk dili ile yıldızı düşük ise bu işlevlerinde başarılı olurlar. Dünya dans şampiyonu tanınmış bir manken bana bu durumunu itiraf etmiş, hatta onlardan 4 ve 6 yaşınca iki kız çocuğu sahibi olduğunu da belirtmişti. 



Şeytan Mescitte İnsanlara Musallat Olur mu?
 Mescitte dahi olsa şeytan mutlaka insanoğluna musallat olmaya çalışır. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Saflarınızı düzeltip perçinleyin, aralık bırakmayın. Omuzlarınız aynı hizada olsun. Muhammed’in canı elinde olana yemin ederim ki ben şeytanın küçük kara koyun şeklinde safların arasından girmekte olduğunu görüyorum” (Ebu Davud). Bu konuda pek çok şikâyet işitmişimdir “Namaz esnasında konsantre olamıyorum, aklıma hep dünyevi işlerim geliyor” şeklinde… Aslında problemin çözümü çok kolay… Ayetleri okurken hafif mırıldanarak okumak ki Kuran da bu şekilde emrediyor. Çünkü mırıldanarak okunduğunda beyin dualara odaklanıyor, yanlış okumamak için… İçimizden sessiz okuduğumuzda ise ezbere okuduğumuzdan aynı anda başka şeyleri düşüne biliyoruz. Benimde çok defa başıma geliyor… Nerede, namaz kılarken Allah’ın huzurundayım diye bacakları titreyen, avuçlarının içi terden sırılsıklam olan, hatta heyecandan bazen bayılan Ashab-ı Güzin (ra) ve nerede bizler! 

Kuran-ı Kerim’de Cinlerin İnsana Çarpma Olayına Delil Var mıdır? 
 Daha önceki maddelerde de bahsettiğimiz gibi cinler insanı şehvet, aşk, kin ve nefret gibi çeşitli sebeplerden dolayı insanların bedenine girer. Cinin insan bedenine girmesi İbn-i Teymiyye’nin dediği gibi ehl-i Sünnet ve el-Cemaat’in ittifakıyla sabittir. Bakara Suresi 275. ayette Allah Teala (cc) şöyle buyurmaktadır: “Faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar” Sahih-i Buhari’de de Peygamberimiz (sav) şöyle demektedir: “Şüphesiz şeytan, Âdemoğlunun kanının dolaştığı yerde dolaşır”. 



Cinler Kötü ve Korkunç Rüyalara Sebep Olmakta mıdır?
 Bir kısım cinler önceden de belirttiğimiz gibi insanları hasta yaparak onlara bedenen zarar verdikleri gibi rüyalarına girmek suretiyle ruhlarına da eziyet etmektedir. Şeytan sırf insanın üzüntüsünü arttırmak onu tedirgin etmek günlük hayatını moralman olumsuz yönde etkilemek için gece kötü rüyalar gösterebilir. Sevgili peygamberimiz (sav) bu konuda bize şöyle bilgi vermektedir:
Kişinin gece gördüğü rüya 3 kısımdır:
1- Rahmani olan rüya
2- Şeytanın gösterdiği üzücü rüya
3- Şuur altı görülen rüya (Sahih-i Müslim)
Yine Allah Resulü (sav) rüyalarla ilgili şöyle buyurmuştur:
Biriniz hoşlandığı bir rüya görürse o Allah’tandır. Onun için Allaha hamd etsin ve insanlara o rüyayı anlatsın. Bunun dışında hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve kimseye onu anlatmasın. O rüya ona asla zarar veremez… (Sahih-i Buhari)
Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak için Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin (ra) Marifetname adlı eserine bakılabilir. Yüzyıllar öncesi yazılmış bu değerli eserde rüya bahsi çok güzel ve ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. 



Cinler İnsanlara Nasıl Vesvese Verir?
 Cinlerin konuşması mümkündür. Çünkü o konuşma büyülenmiş kişiye sihirbazın telkin ettiği gibi ruhun meyil ettiği bir şey olabilir. O bir ses değil ama büyülenmiş kimsede bir etki meydana getirmektedir. Cinler yakıcı ateş değildir, sadece ilk baştaki yaratışları yani maddeyi asliyeleri ateştir. Dolayısıyla Âdemoğlunun cesedine girer. Şeytan latif bir cisim olup insana vesvese verir. Kişiye kötü düşünceler fısıldar yani Rabbimizin buyurduğu gibi (cc) insanların gönüllerine vesvese verir. “Cisimler birbirlerine giremez. Cisimler birbirlerine girerse o ateş olduğu için insan yanar” sözü yanlıştır. Çünkü ruh ve cisimlere giren hava gibi latif cisimler kesif (yoğun) cisimlere rahatlıkla girebilirler. Cinde latif bir cisim olduğuna göre onunda insan bedenine girmesi mümkündür. (İbn-i Akil) Sorunun cevabının iki ayetle sonlandırayım. (Nas Suresi 4 ve 5. ayetler)
Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (İçlerine kuşku, kuruntu fısıldar). Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas’tan Allah’a sığınırım). 



Cinler İnsanların Mesleklerine de Etki Yapmakta mıdır?
 İnsan beynine giren cinler kişiyi dolayısıyla mesleklerinde de etik değerlere uymayan davranışlara sürükleyebilir. Bir örnek verecek olursak; adaletsiz zalim bir hâkim kesinlikle Allah ile beraber olamaz. Ancak şeytanla beraber olur. Halillullah (sav) efendimiz şöyle buyurmaktadır:
Hâkim zulmetmedikçe Allah onunla beraber olur ama haksızlık ederse Allah onu bırakır, şeytan gelip onunla beraber olur ve ondan hiç ayrılmaz. (Tirmizi Abdullah b. Ebû Evfa’dan rivayet etmiştir) 
 Cinler Aşırı Uykuya Sebep Olmakta mıdır?
 Nuru Arşillah (sav) efendimiz buyurmuştur ki:
Şeytan biriniz uyuduğu zaman gelip başının uç kısmına 3 düğüm atar. Her düğüm atarken şöyle der: “Uyu yat daha uzun gecen var…” Uyuyan kişi, uyandığı zaman Allah’ı zikrederse düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa düğümlerden ikincisi çözülür. Namaz kılarsa öteki üçüncüsü de çözülür ve sabahleyin gönlü hoş dinç olarak kalkar. Aksi halde tembel ve canı sıkılmış bir halde kalkar. (Sahih-i Buhari)
Aşırı uyku kişiyi gaflete sokup, gerek dünyevi, gerek uhrevi işlerini aksatacağı ve insanoğlunu pasifize edeceği için cinlerin baş hedeflerinden biridir. Ya tam uykusuzluk, korku, vesvese verip bünyeyi sarsmaya çalışırlar veya aşırı uyku vererek pasifleştirmeye… Cinnî hastaların tamamında bu iki durumdan biri mutlaka görülür.

-Öncelikle bebeklere, genç kızlara, hamile hanımlara, lohusa dönemindeki hanımlara, yanlız yaşayan yaşlı bayanlara ve ruhsal ve bedensel yönden zayıf olan insanlara, bedenzel ve/veya zihinsel özrü olanlara, felçli/yatalak durumda olanlara veya ateşli hastalık geçirenlere musallat oluyorlar.


-Cinlerin kendisine musallat olan insanların yaşadıkları genel rahatsızlıklar şu şekildedir;

. Aşırı unutkanlık,. Dalgınlık,. Kararsızlık,.
Geleceğe ait ümitsizlik duygusu hissetme,.
Basit sebeplerle yakınlarına karşı agresif davranışlar (anne, baba, eş, arkadaş vs.),.
İşlerinde anlaşılmaz aşırı kısmetsizlik ve irade dışı aksiliklerle karşılaşma,.
Sevdiklerinin her hareketinin kendisine ters gelmesi, sonra bundan pişman olması,.
Bir türlü evlenememe, sıklıkla nişandan dönme,.
Basit sebeplerden boşanma,.
Yalnızken yanından bir karartının geçtiğini hissetmesi,.
Banyo yaparken korkması ve gözü açık sabunlanması,.
Bazı yerlerden geçerken sebepsiz korku hissetme (özellikle geceleri).
Rüyalarında sıklıkla kedi, köpek, yılan görmesi,.
Sıklıkla garip ve korkutucu rüyalar görme.
Sabahları çok yorgun kalkması,.
Bazen uyku-uyanıklık arasında parmağını dahi kımıldatamayacak ağırlık hissetmesi-

Cin Nedir?
Rabbimiz (cc) tarafından dumansız ateşten yaratılmış olan bilinç ve irade sahibi varlıklardır. İnsanlar genellikle cinleri göremezler ve zorlukla iletişim kurabilirler. Ancak cinler insanlarla çok rahat iletişim kurabilir ve insanları rahatlıkla etkileyebilir. Ümmetler halinde yaşamaktadırlar. Kur’an’da bildirildiğine göre İblis adı verilen varlık da cinlerin soyundandır. Şeytan olarak tabir edilen varlık insanlardan da çıkabilmekte birlikte genellikle cinlerden çıkmaktadır. Ancak cinlerin tamamını kötü ve şeytani varlıklar olarak tanımlamak doğru değildir. Cinlerin İblis’e tapanlar bulunduğu gibi mümin, Müslüman olanları da bulunmaktadır.


Cinler Genellikle Nerelerde Bulunurlar?
İbadet edilmeyen, duvarlarında ayetlerin bulunmadığı, kedi ve köpeklerin beslendiği, insan ve hayvan resimlerinin bulunduğu evlerde, içkili ve çok sigara içilen, rutubetli, güneş almayan mekânlarda; bahçesinde özellikle incir ve nar ağacı bulunan evlerde, kapı eşiklerinde, su birikintilerinde, çöplüklerde ve mezarlık kenarlarında, temizliğine dikkat edilmeyen banyo ve tuvaletlerde, eski mezarlıklar üzerine inşa edilmiş olan binalarda bulunurlar. 

Cinler Kaç Sınıftır?
Cinler genel olarak 3 sınıftır.
1-) Havada uçabilen cinler
2-) Kedi köpek yılan şekline girebilen cinler
3-) Meskûn mahalle yerleşen ve ihtiyaç hissettiğinde yolculuk yapabilen cinlerdir.  (Kaynak: el-Hâkim
Şeytan, Cin Sınıfından mıdır?
Şeytan kelimesinin “Salah ve hayırdan uzak oldu” manasına gelen, şatane fiilinden müştak olduğu kabul edilir. Görünmeyen ve insanlara kötü telkinlerde bulunarak onları azıtan mahlûk manasındadır ki şeytan cin sınıfındandır. Bir başka ifadeyle bu manada şeytan, cinlerin asi takımına denir. Hadislerde cin ve şeytan iki ayrı sınıfmış gibi ifade edilmiştir. Muhakkik ulema her ikisinin de esas itibariyle bir nevi olduğunu, biri kâfir kalarak şeytan, diğeri iman ederek cin adını aldığını söylemiştir. (Kütübü Sitte, c. 4, s. 347)
Ancak yine de Mutezile ve Kadiriye gibi mezheplerde farklı düşünceler mevcuttur. Eğer şeytan melek sınıfındansa ve melekler de her türlü günah ve isyandan arî olduklarına göre, şeytan da bu fiili işleyip, Âdem (as) önünde secde etmeyip rabbimize (cc) isyanda bulunduğuna göre, şeytanın fizyolojik olarak melek sınıfında düşünülebilmesi aklen ve ilmen kabul edilemez. Ayrıca cinlerin hepsi Müslüman olmadıkları gibi her dine mensup olanları hatta ateist ve satanist olanları bile mevcuttur. 

Cinler İnsanların Bedenine Neden Girerler?
Elbette cinin insan bedenine girmek için bütün gücünü sarf etmesinin bazı sebepleri vardır. İnsanın cine herhangi bir kötülükte bulunması, mesela üzerine sıcak su dökmek veya işemek yahut istemeden üstüne oturmak gibi… Cin insanın farkına varmadan yaptığı bu fiilleri kasıtlı davranışlar olarak düşünüp, bedenine girerek intikam almak isteyebilir.
Aşk: erkek bir cinin bir kadına veya kadın bir cinin erkeğe âşık olması halinde bedene girme söz konusudur. Bu durumda cin insan bedenine girerek onun sadece kendisine ait olması amacıyla onu evlilikten uzaklaştırabilir.
Cinin insana zulmetmesi: Cin şehevi bir duyguyla veya cinler âlemin de işlediği bir suçtan dolayı saklanmak amacıyla insan bedenine girebilir.
Görevli olmak: Bu durumda cin herhangi bir büyücü tarafından görevlendirilmiştir ki biz bunu daha ileride ayrıca izah edeceğiz.
Cinlerin En Bariz Güçleri ve İmkânları Nelerdir?
Öncelikle cinlerin hareket hızı ve kabiliyeti insanlardan üstündür. Bir örnek verecek olursak cinlerden bir ifritin Süleyman (as) karşı taahhüdüdür ki, bu söze göre Yemen melikesinin tahtını Süleyman (as) yerinden kalkmasına imkân bulmadan çok kısa bir süre içinde Beytü’l–Makdis’e getirmiştir. Neml Suresi 39. ayette bu konu şöyle belirtilmiştir:
Cinlerden bir ifrit: “Sen yerinden kalmadan önce onu sana getiririm. Buna karşı güvenilir bir güce sahibim” dedi.
Diğer yaratıkların şeklinde insanlara görünebilmeleri de onların akla durgunluk veren kabiliyetlerindendir. 

Cinlerin Bizden Üstün Oldukları Hususlar Nelerdir?

İnsanoğlu 3 boyutlu dünyada, cinler ise 4. boyutta yaşamaktadır. Dolayısıyla bizden bir üst boyutta oldukları için bizi görebilmekteler, biz ise onları görememekteyiz.
İkinci üstünlükleri fizyolojik yapıları gereği her şekle girebilmektedirler.
Üçüncü üstünlükleri ışık hızında oluşlarıdır. Yani saniyede 300.000 km hıza sahip oldukları için dünyanın çevresini 1–2 saniyede dönebilmektedirler. Einstein’ın kuramı gereği bir madde ışık hızına ulaştığı zaman demateryalize (madde ötesi) olur. Bu varlıklar da bu hıza sahip olduklarından maddeden enerjiye dönüşebilmekte, kapı ve pencereleri kırmadan öbür tarafa geçebilmektedirler. 

Cennet ve Cehennem Cinler İçin de Söz Konusu mudur?
Hasan-i Basri’ye (ra) göre cinlerin müminleri cennete gidecektir. Mücahide göre müminleri de cennete giremeyecektir. Ahirette Onlara tıpkı hayvanlara denildiği gibi “toprak olun” denilecektir. Şafii, Malik, İbnu Ebi Leyla gibi ulema ise iyilerinin de mükâfat, kötülerinin de azap göreceklerini söylemişlerdir. (Kütübü Sitte, c. 4, s. 348)
Benim şahsi görüşüm ise Zariyat Suresi 56. ayetinde “Ben insanları ve Cinleri ancakbana ibadet etsinler diye yarattım” diye belirtildiğine göre onlarda kesinlikle cennet ve cehennem mefhumuyla mükelleflerdir. Ancak cinlerin cehennemi buzullardan yaratılmıştır. Cinler ateşten meydana geldikleri için Rabbimizin cezalandırması bu şekilde tahakkuk edecektir.
Tabii ki diğer konularda olduğu gibi, cehennem bahsinde de âlimler tenakuza düşmüştür. Bir kısım ulema onların ahiret de tekrar diriltilmeyeceklerini dolayısı ile cennet ve cehennemin onlar için söz konusu olamayacağını iddia etmişlerdir ki bu konu hem ayetlere hem de hadislere tamamen zıt bir bakış açısıdır.
Yüce rabbimizin “Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları işte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, ‘Yemin olsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım!’ sözü tamamlanacaktır. (Hud Suresi, 119)” şeklindeki buyruğu bu bakış açısının yanlış olduğunun, cinlerin de insanlar gibi cehenneme gireceklerinin çok açık bir kanıtıdır. 

Cinlerin Gücünden İstifade Edilebilir mi?
Cinlerin insanüstü güçlerinden istifade edilebileceğine Kuran-ı Kerim’de işaret vardır. Nitekim Hz. Süleyman (as) cinlerden istifade etmiş, emrinde istihdam etmiş, onları asker olarak (Neml Suresi, 17) ve müşavir olarak (Neml Suresi, 38–39) kullanmıştır. (Kütübü Sitte, c. 4, s. , 349)
Günümüzde ise cinlerden çok ileri boyutta olmamakla birlikte istifade etmek mümkündür. Hatta bu çalışma devlet bazında bile yönetilmektedir. International Herald Tribune’unun bir haberine göre Rusya, bu tür ruhsal olaylar için araştırma ödeneği olarak yıllık 12 milyon Ruble gibi inanılmaz bir rakam ayırmıştır. İsrail Haber Alma Teşkilatı Mossad ise, yıllık 5,5 milyon Amerikan doları gibi bir meblağı bu faaliyetlerde harcadığını resmen kendi Internet sitesinde belirtmiştir. 

Cinlerin Gönderdikleri Haberlere İnanılır mı?
Cinlerin çok büyük bir kısmı İblis’in (yandaki resimde tasviri bulunan varlık) emrinde oldukları için, İblis ise insanoğlunu öncelikle küfre, bunu başaramazsa büyük günahlara sürüklemek istediği için söylediklerine inanılmaz. Özellikle süfli cinler reenkarnasyon itikadını aşılamakla kişiyi İslam’ın temel akidelerinden kıyamet, haşir, neşir, cennetle cehennemin inkârına götürürler. (Kütübü Sitte, c. 4 s. 356)
Nasıl insanların doğru ve yalan söyleyenleri varsa, aynı şekilde cinlerinde değişik karaktere ait olanları vardır. Ama büyük bir kısmı süfli oldukları için, içlerinde doğruyu söyleyenleri ve takva olanları çok azdır. Hatta büyük bir kısmı önceleri doğruyu söylemek suretiyle insanın güvenini kazanırlar, güven oluşturduktan sonra da yavaş yavaş o kişilerin inançlarını saptırmaya başlarlar. 

Cinler İnsanlardan Zeki midir?
Cinler, ilim ve zekâ olarak sanıldığının tersine insanlardan geridedirler. İlmi genellikle insanlardan öğrenirler. Zekâ seviyeleri 10–12 yaşındaki çocuğunki kadardır. 
Cinler Evlenirler mi?
Kehf Suresi 50. ayetinde mealen “Şimdi siz beni bırakıp ta düşmanınız olduğu halde onu ve neslini dost mu edinir misiniz?” denmektedir. Ayette geçen nesil kelimesi sebebiyle Onların evlendiğinin burada sarih olduğu söylenmiştir. (Kütübü Sitte, c. 15, s. 473)
Hatta onlar aile bağları açısından, insanoğlundan daha tutucu ve birbirlerine daha düşkündürler. Bulundukları yeri terk ettiklerinde hep kabile kabile yolculuk yaparlar. Kendi dinlerinden olanlara aşırı bağlılıkları, sadakatleri vardır. 
Cin ve Peri Aynı Yaratıklar mıdır?
Peri Farsçada cin demektir. Pratikte ise perilerin, cinlerin güçlü olanlarına denildiği anlaşılmaktadır. Gerek Yunan gerek Hint mitolojisinde periler altın sarısı, uzun saçlı, çok güzel, dişi cin şeklinde tasvir edilmekte ise de gerçekte cinlerin en şedit olanlarıdır. Çok büyük bir kısmı ateisttir (dinsizdir). Az bir kısmı da şeytana tapmaktadır. Nihayetinde periler de cin taifesindendir. 1993 Yılında Çengelköy Talimhane’den kocasının kucağında bir bayan hasta getirmişlerdi bana. Ayaklarını yere basamıyordu. Kendisi cinleri görüyor ve konuşuyordu. Cinler kadının ayaklarının iç derisini yakmışlardı. Kocası “Doktorlar görünce şok oldular Volkan Bey. Böyle bir vaka ile ilk defa karşılaşıyoruz dış deri yanmadan iç deri nasıl yanmış diye şaşkınlıklarını ifade ettiler” dedi. Bu olay hafızamda kalan ilginç vakalardan biridir. 

Önce Cinler mi Yoksa İnsanlar mı Yaratılmıştır?
Cinler insandan evvel yeryüzünün idare ve tedbirini görmekle vazifelendirilmişlerdir. Ancak yeryüzünde çok kötülük yaptıkları, fesat çıkardıkları için sonunda bu görevden azledilmişlerdir. Yerlerine insanoğlu tayin edilmiş, yeryüzünün sahipliği makamına getirilmiştir. (Saadet-i Ebediye, 657) 


 Cinler Gaybı Bilebilirler mi?
Geleceği Yüce Rabbimizden başka kimse bilemez. Gayb ilmi peygamberlere (as) dahi verilmemiştir. Ancak Allahın bildirmesiyle bilebilirler, kendi cüzi iradeleri ise bu imkânsızdır. Nitekim Sebe Suresi 14. ayette şöyle buyrulmaktadır:
Sonra vaktaki, Onun (Süleyman as) ölüm ile hükmettik. Onun vefat etmiş olduğuna asasından yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası onlara delalet etmiş olmadı. O vakit yere düşüverdi. Cin taifesi anlamış oldu ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı o ihanetli azap içinde kalmış olmazlardı.
Kadı Bedrüddin-i Şebliin’in Akam-ül-Mercan kitabı Arabî olup büyüktür. Hep cinden bahsetmektedir. Bir yerinde diyor ki:
Cinden geçmiş, olmuş şeyleri sorup öğrenmek caizdir. Gelecekte olacak şeyleri sormak caiz değildir. Geçmiş şeyleri görüp, işitip bilirler. Geleceği bilemezler. (Seadet-i Ebediye,s. 658) 

Cinler Neden Gece Vakti Uyanıktırlar?
Yukarıda da belirttiğimiz gibi onlar 4. bizler 3. boyutta olduğumuz için yani boyut farkından dolayı onların gecesi bizim gündüzümüz, bizim gecelerimiz onların gündüzüdür. Sevgili peygamberimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:
Gece karanlık basınca veya akşama girdiğinizde çocukları alıkoyun! Çünkü iblisler o zaman yayılır. Geceden biraz geçince onları serbest bırakın. Kapıları kilitleyin. Allah’ın adını zikredin; zira İblis kilitlenmiş kapıları açamaz! ... (Sahih-i Buhari, Cabir b. Abdullah (ra) ) 

Cinlerle İnsanlar Birbirleri ile Evlenirler mi?
İsra suresi 64. ayette Allah (cc) şöyle buyurmuştur. “Mallarına ve çocuklarına ortak ol!” Bir Hadisi şerifte peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
Eğer, kişi hanımı ile cinsi ilişki kurarken besmele çekmezse, şeytan zekerine girer ve Onunla beraber o da cima eder. (İmam-ı Şibli, Ahkamu’l Mercan)
İbn-i Teymiye de insanlarla cinler birbirleriyle cinsi temasta bulunabilir ve aralarında normal bir çocuk doğabilir. Bu çok vukuu bulmuştur demiştir. (El-Mecmu, 19/939)
El-Hafız’i Hacer’i. Abbas (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Kişi, eğer adet halinde olan hanımı ile cinsi temasta bulunursa şeytan ondan önce davranır. Kadın ondan hamile kalır ve doğan çocuk da muhannes olur. Muhannesler, cinlerin çocuklarıdır.
Birçok tarihçiler ve Hadisçiler insanlarla cinlerin evlendiklerine dair birçok eser zikretmişlerdir. Mesela Ahmed b. Süleyman, En-Neccad, Emalisinde Ameşten, Ebu Bekr El-Haraiti ile İ. Ebu Şeybe El-Kelait kitabında bu konuları tahriç etmiştir. Kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki bu konu asla heveslenilecek bir konu değildir. Bunu, bana gelenlerden bu tür evlilik özlemi içinde olan bayağı çok kişi gördüğüm için belirtiyorum. Böylesi bir evlilik hem tehlikeli, hem de sağlıksızdır… Bizim onların enerjisine tahammül edebilmemiz ve uzun süreçte dayanabilmemiz hemen hemen imkânsız… Her ne kadar ulema bu konuda da tenakuzlu davransa da realite bu yöndedir…
Acele Etmenin Cinlerden Kaynaklandığı Doğru mudur?
Evet doğrudur. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde “Temkinli ve yavaş olmak Allah’tan (cc) acele etmek ise şeytandandır” buyurmaktadır. (İbnis-Sünnîel-Îcaz)
Ankebut Suresi’nin 54. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkâr edenleri gerçekten kuşatıp durmaktadır”. Saffat Suresi 176. ayette ise: “Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar”. Zariyat suresi 14. ayette ise “Tadın fitnenizi. Bu sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir”.
Ayetlerde de görüldüğü gibi şeytan hep insanoğlunu tahrik etmekte ve “acelecilik” silahını kullanmaktadır.

                                    *************************************

CİNLENMİŞ BİRİNİN TEDAVİSİ KONUSUNDA 

NASIL TEDAVİ OLACAĞIM? 

 Tedavi olmadan önce teşhisin doğru yapılması gerekiyor. Aslına bakılacak olursaMetafizik Hastalıklar bölümümüzdeki belirtiler size bu konuda bir sorununuz olmadığı konusunda işaretler verecektir. Tabiiki bu konuda kesin bilgiyi ancak uzman yardımı alarak alabilirsiniz. Bu konuyla ilgili yardım almak için iletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.

Cinlerin musallat olması: 
Cinlerin musallat olması konusunda tedavi üç şekilde yapılmaktadır:
1. Yakma seansı
2. Biyoenerji tedavisi
3. Duruma ve ağırlığa özel diğer yöntemler
Bu yöntemlerden sonra mutlaka okunma yapılmalı, korunma rukyesi yazılmalı ve taşınmalıdır.

Büyünün bozulması ve etkinin giderilmesi: 
1. Önce yaşanan mekandaki özel bakım işlemleri yapılır.
2. Daha sonra kişinin üzerinde büyü bozma işlemleri yapılır.
3. Varsa musallat olan varlıkların (cinlerin) çıkarılma işlemi yapılır.
4. Kişiye koruma rukyesi yazılır ve üstünde taşıtılır.
5. Okunma yapılır.

Nazar için korunma rukyesi ve okuma seansı yapılır. 

Daha detaylı bilgi için  bizimle irtibata geçebilirsiniz.



İlk Tavsiye

Eğer bir insana cin musallat olduysa öncelikle o cinden kurtulmak gerekmektedir. Bu da uzman hocaların ya da medyumların yardımıyla yapılabilecek bir şeydir. Musallat olunan cinden kurtulduktan sonra çeşitli koruma yöntemleri uygulanarak tekrar bir rahatsızlıktan korunulabilir. Böyle bir rahatsızlığınız varsa ya da olduğundan şüpheleniyorsanız lütfen önce tedavi olun. Ancak bu aşamada başvuracağınız kişinin uzmanlığından emin olduktan sonra herhangi bir işlem yapmanızı tavsiye ederiz. Malumunuz, ülkemizde metafizik ilimler kullanılarak adı hocaya çıkmış bazı soytarılar soygunculuk yapmaktadırlar. 


 Cin Görüldüğü Zaman Tehlikeden Korunmak İçin Alınabilecek En İyi Önlem Nedir?
Cin görüldüğünde yapılacak en iyi şey “Allahuekber” diyerek cinin yüzüne üflemek olacaktır. Allahuekber denilerek cinin yüzüne üflendiğinde, cin kısa süre içinde kaybolacaktır. 


Bir Mekâna Girerken “Destur” Demenin Bir Anlamı Var mıdır?
“Destur” kelimesi cinleri uyaran, bulundukları mekâna girildiğini ve o mekânda bir şey yapılacağını bildiren bir kelimedir. Bir yere girildiğinde, bir yere bir şey dökerken (çöp, kül vb.) ya da özellikle tuvalet, banyo, mezarlık kenarları, kapı eşikleri gibi cinlerin bulunma ihtimalinin yüksek olduğu mekânlara ya da bu mekânlarda bir şey yaparken “destur” denilmesi cinlerin o mekânı terk etmesini sağlar. Bu sayede cinlerden gelebilecek tehlikeler önlenmiş olur. 


Cinlerden Korunmak İçin Muska Taşımak Şirk midir?
Rukye okuyup üflemek veya üzerinde taşımak demektir. Ayet-i Kerime ve Resulullah’tan gelen dualar ile rukye yapmaya “taviz” denir. Taviz caizdir ve inanan güvenen kimseye fayda verir. Taviz yazılı muskayı su geçirmez bir madde ile sararak cünüp iken taşımak ve tuvalete girmek caizdir. (Halebi, Dürrül Muhtar, s. 119)
Manası bilinmeyen veya küfre sebep olan rukyeyi okumaya “efsun” denir. Bunu veya nazarlık denilen şeyleri kendi üzerinde taşımaya “temime” denir. Muhabbet oluşturmak için yapılan rukyelere “tivele” denir. Tivele ve Temime şirktir. Ayet ve Resulullah’tan (sav) bildirilen duaları yazarak veya yazdırarak üzerimizde bulundurmak okumak veya okutmak suretiyle yapılan taviz ise şirk değildir. (İbn-i Abidin, Mevahip-Medaric, c. 5, s.232–275)
Rukye 3 şartta caiz olur: 1- Ayetler ve Esmaül Hüsnalar yazılırsa... 2- Arabî nisan ile olursa… 3-rukyenin ilaç gibi olup Allah Teala dilerse teshir edeceğini, teshirini sadece Allah’ın verdiğine inanılırsa… Çünkü şifa sadece ve sadece Allah’tandır (cc) (Kaynak: Mehavib-i Ledünniye


Cinlerden Korunmak İçin Hangi Ayet ve Duaları Okumalıyız?
Euzu besmele ile birlikte Fatiha, Nas, Felak, Ayet El Kürsi, Bakara suresinin son beş ayeti, Mümin suresinin başından masiir’e kadar okunmalıdır. Sürekli namaz abdestli bulunmalı, farzları ve sünnetleri hiç terk etmemelidir. (Kaynak: Ahkâm-ül-Mercan)
İmam-ı Rabbani (ra) Hazretleri 174. mektubunda cini def etmek için Kelimei Temcid dediğimiz “La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil aziym”i sürekli okuduğu kaydetmektedir. (Kaynak: Muhammed Saidii Kitab-ı Berekaat)
Şeyhül İslam İbni Hacer’in Asar-ı-Varide kitabında, cinden koruyan dualar yazılıdır. Bu Kitap Süleymaniye Kütüphanesi, Aşir Efendi kısmında 1150 sayı ile mevcuttur. Bunların hepsinden de önemlisi Resulullah (sav) efendimiz cinlere karşı şu duayı bize özellikle tavsiye etmiştir:
Euzu bikelimatillahi ttammati min şerri ma halaka ve zera ve bera ve min Şerri ma yenzilü min ssemai ve min şerri ma yağrucu fiiha ve min şerri fitnetil leyli vennahari Ve min şerri külli tarigin illa tarigan yetrugu bi hayrin ya rahman.
Ayrıca sevgili Peygamberimiz (sav) şu duayı da 100 defa okumamızı bize buyurmuştur:
La ilahe illa llahu Vahdehüla şerikeleh, lehülmülküvele hülhamdü ve hüve ala külli şeyin kadir. 
Cinler Neden Muskaya Boyun Eğmek Zorunda Kalıyorlar?
Eğer yazılan bir muska Arapça ayet ve dualardan ibaretse; misk, zağferan, miskiamber, safran ve gülsuyundan yazılmışsa bu tür muskaya taviz denir. Sülfli cinler gerek ayetlerden ürktükleri için gerekse isimlerini yukarda zikrettiğimiz kokulardan rahatsız oldukları için muska taşıyan kimseye yaklaşamazlar. 

Kenz-ül Havas’ta Cinlerden Korunmak İçin Ne Tavsiye Edilmektedir?
Cin ve şeytanın musallat olduğu, üzerine düştüğü ve sataştığı bir adamı onların tasallutundan, onların sataşmasından kurtarmak istersen ism-i a'zamın hayır hatemini o mu­sibete uğramış olan adamın alnına yaz ve “Ya Rab, bu esma-i şerife hürmetine bu adamı halas buyur” diye dua etmekle be­raber azimet-i şerifeyi oku, biiznillahi teala halas bulur ve kur­tulur. (c.1, s. 40)
Birbirini sevmeyen ve sık sık kavga çıkaran karı koca arasını bulmak, ıslah etmek, aralarındaki kin ve kedureti gidermek istersen bir parça bal mumu alarak bu hayır hâtemini yaz, sonra o mumdan iki insan şekli yapıp her birine birer parça mıknatıs taşı ya da kehribar parçası yapıştır, sonra bu re­simleri yüz yüze koyarak üzerlerine yirmi bir defa ism-i a'zam azimetini oku, biiznillahi teala aralarındaki kavga ve nizalar, kin ve keduretler kalkarak yerine muhabbet ve sevgi hâsıl olur. (c. 1, s. 42)
Cin musallat olan bir adamı onun tasallutundan, onun sataşmasından kurtarmak istediğiniz vakit o musibete uğramış kişinin parmaklarına lafza-i celalin harflerini yazarsanız o kişi cin ve şeytanın tasallutundan kurtulur, çünkü cin, biiznillahi teala mahpus olur. (c. 1, s. 60)
Cin taifesinin müdahalesi neticesi olarak saraya müptela olan bir adamı ayıltmak ve onu o sara hastalığından, o musallat olan cin yakılmak suretiyle kurtarılmak istenildiği vakit, lafza-i celal huruf-u mukattaa olarak mavi bir bez parçası üzerine yazıldıktan sonra bir tarafı yakılarak saraya tutan kişiye koklatılırsa, hasta ayılır, kendine gelir ve musallat olan cin yanar. (c. 1, s. 60)
(EI-Müheymin) lafz-ı şerifini bir yüzüğe Kamerin eşref saatinde beş defa yazıp onu daima parmağında taşıyan kimseyi Cenab-ı Allah. Şeytanların ve insanların şerlerinden, her türlü belalardan ve âfadlardan muhafaza buyurur. (c. 1, s. 75)
Rebiul'evvel'in on ikinci yani mevlid-i şerif kandili gecesi gün doğmadan evvel bir kâğıt üzerine: “Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala âlihi ve sahbihi ecma'in” yazılıp sonra 1001 defa salatu selam zikrinden sonra bu kâğıt bir muşambaya sarılarak bir ikametgâh kapısının üzerine iç taraftan konulursa o haneye: şeytan, düşman, fakru zaruret felaket ve bela gibi şeyler girmez, orada sakin olanların rızkı bol ve maişeti geniş olur biizniIlahi teala. (c. 1, s. 203)
Fırsat buldukça ve hatırına geldikçe oturur, yürür, yatar ve kalkar iken Salâten Tünciynâ'yı okumaya müdavemet eden kimse, okumayı adet edinen kimse düşman ve hasidlerin şerlerinden, şeytanın tasallutundan, bela ve afetlerden ve emraz-ı vahimeden, velhasıl istenilmeyen, hoşlanılmayan bütün hallerden emin ve mahfuz bulunur. Bu salât ü selama müdavemet etmelerini din kardeşlerime tavsiyeyi bir vazife ad­dederim. (c. 1, s. 211)
Fatiha-i şerife suresini cuma günü sabah namazını müteakip harfleri adedince bir kâğıt üzerine yazıp onu daima üzerinde taşıyan kimse cin ve insin satvetinden, tasullutundan ve taarruzundan emin ve mahfuz olur. (c. 1, s. 243)
Cin taifesinin musallat olduğu bir adamı o tasalluttan kurtarmak murad edersen onun sağ kulağına yedi defa ezan oku ve sonra Fatiha-i şerife'yi, (Kul eûzü birab bil felakı, Kul euzü birabbi nnasi ... ) sure-i şerifelerini, sonra Ayete'l-Kürsi'yi ve bütün (Vessaffati Saffa) sure-i şerifiyle sure-i Haşr'in ahi­rini yani (Hüvallahüllezi la ilahe illa hu. Alimul ğaybi ve şahadeh... ) ila ahiri ayet-i kerimelerini ve (Vettarikı) suresini bütün oku, biiznillahi teala musallat olan cin mündefi' olur, savulur gider ve kaybolur (c. 1, s. 250)
Ayın parlak bulunduğu bir zamanda bu vefk-ı şerifi "kurşundan bir levha üzerine yazıp üzerine 1289 defa. Ayetel­Kürsi azimetini okuyarak bunu üstünde taşıyan kimseye bir zalim ve cebbar zulmedemez, insan ve şeytan şerrinden emin bulunur. Bunu taşıyan kimse eğer tam bir itikat sahibi, sadakat üzere hal ve hareket sahibi bir kimse ise dilediği kimsenin gözünden ihtiva eder yani görünmek istemediği kimselere gö­rünmeyebilir. (c. 1, s. 265)
“Tebarekellezi biyedihil mülkü ... “ suresini okuma­ya devam eden ya da her gün en azından bir defa olsun kıraet ey­leyen kimse ahirette Cenab-ı Allah'ın lütfuna nail olup kabir azabından, vefatı sırasında şeytanın şerrinden emin (mahfuz) olur. (c. 1, s. 265)
Bir kâğıt üzerine Besmele-i şerife ile beraber üç defa (Selamün kavlen mir rabbir rahıym) ayet-i kerimesi yazılıp yeni doğmuş bir çocuğun üzerine konulursa, isabet-i ayndan, nazar değmekten, cin ve şeytan tasallutundan emin ve mahfuz olur. (c. 1, s. 317)
İns ve Cinnin ve şeyâtinin tard ve def'i (kovulması), uzaklaştırılması, şer ve tasallutlarının izalesi (giderilmesi) için sure-i İsra’nın 45 ve 46. ayetlerini: “Ve iza kare’teI kur'ane cealna beyneke ve beyneIleziyne la yü'minune bil'abıreti hıcaben mesturen.” 
“Ve cealna ala kulübihim ekinneten en yefkahuhü ve fi alzanihim vakren ve iza zekerte rabbeke filkur'ani vahdehu vellev ala edbarihim nüfüren” okumanın tesiri büyüktür ve tecrübe edilmiştir.
Kendisine fasid (aslı olmayan bozuk) hayaletler görünen, sebepsiz olarak korkup vesveseye düşen kimse üzerine bu yukarıdaki iki ayet-i kerime okunursa biiznillahi teala ondan bu haller, bu rahatsızlıklar zail olur gider ve o kimse tamamen kurtulur. Bu ayet-i kerimeler mavi bir yün kumaş parçası üzerine yazılıp cin taifesi tarafından zapt edilmiş bir kimsenin üzerine konulursa biiznillahi teala halas olur (kurtulur).
İmam-ı Yafiî rahimehümullah demiştir ki: Bu yukarıdaki iki ayet-i kerime ile beraber şu Fein tevellev fekul hasbiyallahü la i1ahe illa hüve' aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azıym” ayet-i celilesini bir kâğıt üzerine yazıp üstünde taşıyan kimse cin ve şeytan tasallutundan, şeytani vesveselerden ve fasid hayallerden kurtulur. (c. 1, s. 342)
(Seyyid Süleyman El-Hüseyni, Kenz-ül Havas, Demir Kitabevi, İst., 1992) 

Şems-ül Marif’te Cinlerden Korunmak İçin Ne Tavsiye Edilmektedir?
Hasbiyallahü ve nı'mel vekil zikrine muvazabet eden (şiddetle ve tam manasıyla devam eden) kimse şeytan ve insan şerrinden, fakru zaruretten, zulm ve adavetten, düşman tecavüzünden, yer ve gök afetlerinden ve her türlü gam ve kederden, küfür belasından ve borçtan azat olur. Bütün şer'i ve hayırlı hususlarda onun için muvaffakıyet hazır ve ama­dedir. Binaenaleyh bunu- din kardeşlerime şiddetle ve ehemmiyetle tavsiye ederim.(c. 1, s. 380)
Yukarda Metni Arapça harflerle yazılı duanın Türkçe harflerle okunuşu şöyledir:  (La İlahe illellahü El emrü küll hü lillahi vela galibe yağlübüllahe, Nur, Nur, Nur, süphane men galebe nurrehü küllü nur. Ve­la havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim, Kaf ya Ayın sad, Cehlas "vahsıli velli cismen, kesatsati ahta, matıyhat hayt, aht, Aht, Heyf Ecib. La ilahe illellahü, Narat vestenaret, Tuba sübuh, Heytut, Kuddus, Rabbül Melaiketi vel Ruh, Alel Arşi isteva ve alel Mülki ihteva velehül Esmael Hüsna, la daife lima kada, vela mania lima a'ta, yefalü ma yüridü fi Mülkihi ve yahkümü fi halkıhi ma yaşaü ve hüve ala külli şey in kadir...)
Ve yine eski Bilginlerden (Ka'ib El Ahbar)ın anlattığına bakılırsa, Hazreti Süleyman'ın oturduğu döşek üzerinde öyle adlar yazılıydı ki, bu yazılardan Cinler ve şeytanlar oldukları yerde donup katılırdı. Ve bu adlar karşısında çıra gibi yanarlardı. Hazreti Süleyman bu yazılı adlarla Cin ve ifritleri itaati altında tutar, bu adlarla cinlere işkence ve azap çektirirdi. Bu döşeğin orta kısmında kilitlenmiş gibi dört İbranice yazılı ad vardır ki, Cinler ve Şeytanlar bu adları izleyerek Hazreti Süleyman'a azda olsa asi olmazlardı. Bu döşekte yazılı adlar dört azametli ifritten oluşan bir guruba ait idi. Bu dört azametli ifrit Hazreti Süleyman'ın en büyük ve kendisine yakın vezirlerindendi. Hazreti Süleyman'ın insanlardan oluşan vezirlerinin sayısı 300 idi. Bunların en sonuncusu (Berhilo oğlu Asaf) idi. Ayrıca cinlerden de 300 veziri bulunuyordu ki, Bunların en büyükleri döşekte adları yazılı olan dört büyük cin vezirleri idi. Bu dördünün ad­ları sırası ile şöyledir (Tımıryat) (Men-ik) (Hedliyac) (Şoğal) adlarını taşıyorlardı. Cinlerin bu adlardaki vezirlere itaati bir hayli hayret vericidir. (c. 2, s.160, 161)
Ve yine Cin denilen ilahi yaratıkları görmek isteyen bir kimse, bu yaratıkların kendi aralarında ne gibi şeyler konuştuklarını kulakları ile duymak ve bunları kendi isteği ve kendi itaati doğrultusunda kullanmak ve onlara soracağı sorulara doğru cevap alabilmesi için, bu adları bir parça teke derisi üzerine yazmalı ve bu deriyi su değmedik temiz bir saksı içinde yaktıktan sonra bunun is veya külleri ile gözlerine sürme çektiği takdirde cin denilen yaratıkları görür, konuşmalarını da duymuş olacağı gibi, onlara bir şey soracak olursa, bu konuda aşağıda geçen ve topluca yazıyı yani baştan sonuna kadar yazılı olan Allah'ın ve Meleklerinin doruk adlarını okuyarak şöyle hitap etmektedir: “Ey bu ulu adların doruk Melekleri Okumuş olduğum bu adların Hak ve hürmetine itaatli olarak benim sorularıma cevap vermenizi istiyorum.” tarzında konuşmalıdır. Böylece o kimse Cinlerin en ileri Bilginlerini karşısında ve iki ellerinin arasında görmüş olacaktır, o vakit ne sorarsa cevabını doğru olarak almış olur. (c. 3, s. 231) 

Gizli İlimler Hazinesi’ne Göre Cinlerden Gelen Zararlar Nasıl Önlenir?
Bir kimseyi zaman zaman cin tutup bayılsa aşağıda yazılan bu duayı yazıp mümkünse hastanın başında olamazsa boynunda taşıtmalıdır: Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahil mahzunel meknun ve bicelali vechikel kerim. Ve bil kefil bürhanil aziym. Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil aziym. Ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sabbihi ve selemle.
Şayet yine zarar vermekte ve bayılmakta ısrar ederlerse aşağıda yazılı ihrakı cin esmalarını yedi ayrı kâğıda yazıp her gün bir tanesi ile hastayı tütsülemelidir. Esmalar şunlardır: Şeyehnehilin. Masedin kutamin. Şabin tatayureşin letmisen. Menuhen. (c. 3, s. 252)
Cinler tarafında çarpılan dili tutulan ağzı yüzü eğrilen kimseler için: Bu hallerden birisine veya hepsine birden düçar olan kimseyi bu durumdan kurtarmak için aşağıda yazılı olan ayeti kerimeleri temiz bir kâğıda misk ve safranlı mürekkeple yazıp nüsha gibi hastanın boynuna takar, ayrıca da hazırlanmış olan bir bardak suya ve hastaya okunup nefes edilir ve su hastaya içirilir. Okunacak sure ve ayetler: Yedi salâvat, yedi Fatiha, Yedi Ayet-ül Kürsi, ye sure-i Kafirun, yedi sure-i İhlâs, yedişer muavezeteyn okunur. Sure-i İhlâs’ın ve muavezeteynlerin başlarında olan (Kul) kelimeleri okunmayacaktır. Bunlardan sonra bir kere de şu dua okunup hastaya üflenecektir: Bismillahirrahmanirrahiym, Kul uhuye illeye ennehüs temea neferün minelcinne fekalu inna semina Kuranen aceba. Yehdi iler rüşdi fe-amenna bihi ve lem nüşrike bi-rabbina ahada. Ve ennehu teala ceddü rabbina met-tehaze sahibeten vela veleda. 


Cinlerden Korunmak İçin Okunan Ayetler ve Esma-ı Şerifeler Efsun mudur?
Şifayab olmak için okunan ayet-i kerime ve esma-i Şerifelere efsun denilmez cahiliye devrinden bu yana Araplar rukyeyi hem müspet ve meşruh hem de Menfi ve gayri meşruh maksatlarla yapılan işlerin hepsi için kullanırlar. Biz müspet ve meşruh dediğimiz ameliyeyi “okuma”, “ doğa yolu ile tedavi” Bezende “ üfürme” tabirleri ile ifade ederiz. Öyle ise Arapçadaki rukyeyi hem Afsunlama, hem de doğa ile tedavi diye anlamamız daha muvafık olacaktır. (Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütübü Sitte, C. 11, s. 330) 


Cinlerden Korunmak İçin Duanın Fonksiyonu Nedir?
Resim: pic-namaz
İslam âlimleri, hadislere dayanarak “en nafi ilaç duadır” anlayışını benimsemişlerdir.
İslam âlimleri, hadislere dayanarak “en nafi ilaç duadır” anlayışını kendilerine prensip yapmışlardır. “ dua, belanın düşmanıdır, onu sürüp Çıkarıl henüz gelmemişse gelmesini önler, gelmiş ise hafifletir, dua müminin Silahıdır” derler. Duanın müessir olması içinde riayet edilmesi icap eden bir kısım şartların Varlığına kabul ederler ve bunları nebevi irşatlardan hareket ile tespihe Çalışırlar. Duanın iyileştirici olması için okuyan kişinin her şeyden önce itikadının dürüst ve pak olması gerekir. Haram ve zulümden içtinap etmelidir. Duanın da kalbi gaflet içinde olmamalı, tam bir teveccühle Allah’a yönelmeli, Tazarluh ve niyaz içinde bulunmalıdır. Yoksa ağzı okumakta ve duada olup Kalbi yabanlarda olacak olsa nefini (fayda) müşahede etmez, abes yere çalışır. Nitekim hâkimi bir tahricinde Resulullah aleyhisselatu vesselam: “Şunu bilin ki Allah teala hazretleri, kalbi gafil ve malayani ile meşgul kimsenin duasını kabul etmez” buyurmuştur.
·         Duadan önce bir miktar sadaka vermelidir.
·         Dua, hacetlerin makbul olduğu mübarek vakitlerde yapılmalıdır. Gecenin son üçte birinde...
·         Kıbleye karşı huşu ile yönelmiş olmalı.
·         Maddi ve manevi paklık içinde bulunmalı
·         Allah Teala’ya hamd ve sena, Resulüne salât ve selam ederek başlamalı.
·         Tevbe ve istiğfara devam etmeli.
·         Dua ısrar ve tekrar etmeli.
Dua esnasında Hak Teala’nın Esma-i şeriflerini zikretmek, Rahim, Ker’im, Rahman, Şafi, Kadir gibi isimlerini çokça tekrar ile iltica etmeli, Kuran’da ve hadiste gelen mesur dualarla etmeli.

=======================================================================

BÜYÜ YAPMAK GÜNAHMIDIR?

Bazı kimseler büyünün günaholmadığını, hatta bazen bunun iyilik sayılabileceğini iddia ederler. Amagerçek böyle değildir. Herkesin bir kaderi vardır. Allah herkesin kaderini çizmiş ve ona irade gücü vermiştir. Birinsan doğar ve kaderine göre bir ömür sürer. Bu arada iyiyle, kötüyüayırmak için vicdanından yararlanır vedoğru yolda yürüyebilmesini de iradesi sağlar.

Bir insana büyü yapıldığı zaman onun doğru yolda gitmesini sağlayan iradesi elinden alınmaktadır. Yani kendisi savunmasız bırakılmaktadır. Bu da Allah'a karşı gelmek demektir.

Din kitaplarının hepsinde de büyünün çok ağır bir suç olduğu yazılıdır. Hatta Allah'ın gerektiğinde her türlü suçu bağışlayacağı belirtilmekte fakat büyü yapanı asla bağışlamayacağı belirtilmektedir.

Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi büyü yapmak, ve yaptırmak günahtır! Bir insanın kaderini değiştirmek, iradesini elinden almak, kendisine acı çektirmek gerçekten çok büyük bir suç ve günahtır.

NASIL TEDAVİ OLACAĞIM? 

 Tedavi olmadan önce teşhisin doğru yapılması gerekiyor. Aslına bakılacak olursaMetafizik Hastalıklar bölümümüzdeki belirtiler size bu konuda bir sorununuz olmadığı konusunda işaretler verecektir. Tabiiki bu konuda kesin bilgiyi ancak uzman yardımı alarak alabilirsiniz. Bu konuyla ilgili yardım almak için bize ulaşabilirsiniz.


Cinlerin musallat olması: 
Cinlerin musallat olması konusunda tedavi üç şekilde yapılmaktadır:
1. Yakma seansı
2. Biyoenerji tedavisi
3. Duruma ve ağırlığa özel diğer yöntemler
Bu yöntemlerden sonra mutlaka okunma yapılmalı, korunma rukyesi yazılmalı ve taşınmalıdır.


Büyünün bozulması ve etkinin giderilmesi: 

1. Önce yaşanan mekandaki özel bakım işlemleri yapılır.
2. Daha sonra kişinin üzerinde büyü bozma işlemleri yapılır.
3. Varsa musallat olan varlıkların (cinlerin) çıkarılma işlemi yapılır.
4. Kişiye koruma rukyesi yazılır ve üstünde taşıtılır.
5. Okunma yapılır.

Nazar için korunma rukyesi ve okuma seansı yapılır. 

Daha detaylı bilgi için bizimle irtibata geçebilirsiniz.


 Büyü Nedir?

Büyü, metafizik güçleri kullanarak bir kimseyi etki altında bırakmak demektir. Büyü simya ilmiyle, cinlerle, çeşitli maddelerle ve çeşitli yazılarla yapılabilmektedir. Rabbimiz (cc) büyü yapmayı kesin olarak yasaklamış; Bakara Suresi 102. ayette büyü yapanın ve yaptıranın ebediyen cehennemlik olacağını bildirmiştir.
Cinler Büyücülere Nasıl Yardım Ederler?
Okuyan şahıs kuvvetli bir radyo istasyonuna benzer. Bu istasyon şiddetli dalgalarını atmosfere yayar ve bu kuvvetli dalgalar, daha zayıf ve küçük radyo istasyonun dalgalarını siler. Aynı şekilde bu işi yapan şahıstan yayılan elektro manyetik dalgalar bu cinlerin ölmesine yol açar. Dolayısıyla bazı cinler bu işleri yapan şahısların emirleri altına girerler. Onlara, yani emir altına girmiş olan cinlere sihir yapmalarını emrederler. Ve bu tip cinleri emri altına almaya çalışan veya almaya muvaffak olabilen şahıslar genellikle bir yerde inzivaya çekilirler. Kendi duaları ile oluşturdukları şifrelerle uğraşırlar.


Cinlerin Büyücülerden İstekleri Nelerdir?
Büyücü aşağıdaki belirtilen fiilleri yapmak suretiyle şeytanın yardımını alabilir: Kuran ayetlerini ayaklarının altına yazmak; Kuran ayetlerini pislikle yazmak; Kuran’ı ayakaltına alıp, sıkıca bağlayarak tuvalete gitmek; besmele çekmeden şeytan için kurban kesmek ve kesilen hayvanı şeytanın belirttiği yere bırakmak; ateşle konuşmak, ona secde etmek veya tapmak; annesi veya kızı yahut kız kardeşiyle yatmak… Büyücünün küfrü ne kadar fazla olursa şeytanın itaati de o derece fazladır.


Büyü Yapılırken Cinlerden İstifade Edilir mi? Nasıl?
Büyü (magic), gizli metotlarla elde edilen olağanüstü kuvvetleri olan bir sanattır. Sihir, eski İran rahiplerinin bilgeliğin araştırılması yolunda kullandıkları bir metottur. Maj (mage) kelimesi Zerdüşt dini rahiplerinin diğer bir adıdır. Mirabeau’ya göre sihir barbar ve cahil kavimlerde olduğu gibi, medeni topluluklarda da beşeri bir gaye uğruna çalışmak yerine olan üstü hadiseleri meydana getirmek yolunda bir gayret olarak ortaya çıkmıştır.
12. asır okültistlerinden Hugese de Saint Victor’a göre sihri beş esaslı kısma ayrılır: 1. Kehanet 2. Matematik 3. Efsun, Teshir (Sortillege) 4. Gazibe, mucize, prodige 5. Meş’um Tesir (Malifice) (Ergün Arıkdal, Metapsişik Terimler Sözlüğü, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1971)
Bu bölümlerden “kehanet”le, “meşhum tesir” tamamen cinlerle yapılan, gerçekleştirilen büyülerdir.
Huges de Saint - Victor kehaneti de ayırmıştır:
·         Ölülerle haberleşme
·         Yer cinleri ile gaibden haber alma (geomancie)
·         Su perileri ile gaibden haber alma (Hydromanici)
·         Hara perileri ile gaibden haber alma (Aeromancie)
·         Ateş perileri ile gaibden haber alma (Pyramancie)
Meş’um Tesir (Malefice) ise gizli ve tabiatüstü vasıtalar kullanarak insan hayvan ve bitkilerle yapılan kötü tesirdir. Üçe ayrılır;
·          Şeytani yakarma (incantation de-moniaque)
·          Ak büyü (Magic Blanche)
·          Kara büyü (Magie noire)
Bu terim, şeytan ve yeri ruhların yardımı ile yapılan kötü tesirleri ihtiva ettiği için, böyle “kara” sıfatı ile adlandırılmıştır. (Ergün Arıkdal, Metapsişik Terimler Sözlüğü, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1971)
Az çok Spritüalizm de büyünün genellikle cinlerle yapıldığı, ama bunun yanında simya ilminin veya büyücünün beyin gücünün de tesirinin olduğu vurgulanmaktadır ki bu çok doğru burada yapacağımız tek ilave veya hatırlatma, büyünün, “dinden çıkmadan” yapılamayacak olması. O yüzden ak büyü diye bir şey yoktur. Hepsi şirktir, yapanda, yaptıranda, yol gösterende ebedicehennemdeki yerini hazırlamalıdır… Yüce rabbimiz büyü yapanın ahiretten nasibi olmadığını şu şekilde belirtmiştir:

Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihir)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi.(Bakara Suresi, 102)

Rabbim (cc) nasip ederse çıkaracağımız ikinci kitabın konusu ”büyü” olacak ve o kitapta derinlemesine bu konuları açıklamaya çalışacağız.

Metafizik Hastalıklar

. Aşırı unutkanlık, . Dalgınlık, . Kararsızlık, . Geleceğe ait ümitsizlik duygusu hissetme, . Basit sebeplerle yakınlarına karşı agresif davranışlar (anne, baba, eş, arkadaş vs.), . İşlerinde anlaşılmaz aşırı kısmetsizlik ve irade dışı aksiliklerle karşılaşma, . Sevdiklerinin her hareketinin kendisine ters gelmesi, sonra bundan pişman olması, . Bir türlü evlenememe, sıklıkla nişandan dönme, . Basit sebeplerden boşanma, . Yalnızken yanından bir karartının geçtiğini hissetmesi, . Banyo yaparken korkması ve gözü açık sabunlanması, . Bazı yerlerden geçerken sebepsiz korku hissetme (özellikle geceleri). Rüyalarında sıklıkla kedi, köpek, yılan görmesi, . Sıklıkla garip ve korkutucu rüyalar görme. Sabahları çok yorgun kalkması, . Bazen uyku-uyanıklık arasında parmağını dahi kımıldatamayacak ağırlık hissetmesi 



Cin’e, Büyüye ve Nazara Karşı Kuran’ın Tedavi Edici Fonksiyonu Nasıl Gerçekleşir?
Tıbb-ı nebevi’nin en bariz hususiyetlerinden biri tedavide Kuran-ı Kerim’e müstesna bir yer vermiş olmasıdır. Mezkûr mevahib-i ledünniye mütercimi bu hususu “Hak Teala Hazretleri izale-i emrazda (hastalıkların tedavisinde) Kuran-ı Azim’den eam ve enfal (bütün hastalıklarda geçerli daha müessir) Bir deva inzal etmemiştir. Kuran-ı Azim marazlara şifa ve ayine-i kulüba ciladır” diyerek ifade eder. Yani hem maddi ve hem de manevi hastalıkların en faydalı bir ilacıdır.
Kuran’ın bu yönünü tespit eden ayetler vardır:
 “Biz Kuran’dan müminler için bir şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz” (İsra Suresi, 82).
Fahreddin-i Razi Hazretleri “Kuran” kelimesinin başında geçen tebiz için değil, cins için Olduğunu belirtir. Böyle olunca ayeti şöyle anlamak muvafıktır: “Kuran olarak indirdiğimiz ayetlerin hepsi müminlerin maddi ve manevi her çeşit hastalıkları için şifadır.” Kuran’ın. Manevi hastalıklarla ilgili tedavisi iki suretle olmaktadır. Zira manevi hastalıklar ikidir: Bir kısmı batıl itikatlardır. Bunlar yaratılış, insanın bidayeti, akıbeti, kader, ulûhiyet, nübüvvet gibi iman esaslarına giren meselelerdir. Bu hususlarda İslam’ın tebligatına uymayan her inanış tarzı manevi bir hastalıktır. Şu halde bu meselelerde Kuran gerçek olanı delilleriyle birlikte zikrederek batıl mezhepleri ibtal etmiş, müminlerini sapıklıklardan korumuştur.
İkinci kısım manevi marazları kötü ahlaklar teşkil eder. Kuran-ı Kerim onları da açıklayarak müminleri ahlaksızlıklara düşmemeleri için uyarmış, Resullullah’ın “Mekarim-i ahlak’ı tamamlamaya geldim” derken kastettiği mekarim Kurani ahlaktır.
Kuran-ı Kerim’in maddi hastalıklara şifa olmasına gelince, bu da inkârı mümkün olmayan bir durumdur. Bizzat Resulullah Kuran’la rukyede bulunmuş maddi hastalıkların tedavisinde Kuran’ı Kerim’den istifade etmeleri için Ashab-ı Güzin’i teşvik etmiştir. Hatta bazı hadislerinde Kuran’dan şifa aramamayı eksiklik ilan etmiştir: “Kim Kuran’la şifa talep etmezse, Allah ona şifa vermez.” buyurmuştur. Bu hadis şu şekilde de anlaşılmıştır: “Kuran’la şifa talep etmeyene Allah şifa vermesin.”



18 Kasım 2014 Salı

Benim adım cenin!..

benim adım cenin
ya annemin rahminde yaşarım
ya da filistin''in 
haykırırım ''tüm kadınlara çiçek gibi davranın''
hamileyken ''orkide''gibi
cahil bırakmayın yumurtaları
kapatmayın... 
sıçrayın ve açın kapıları
''kutsal kase'' * yi bulun artık
anlayın lütfen
''kutsal kase yoksa kutsal dişi yok''
''kutsal dişi yoksa erkek yok''
eğer pırıltılar alındıysa cenin''den
huzur yok, bilgi yok, ruh yok. 
''kuyruğunuzu dik tutun'' sallamayın
ölmek üzereyken,
''kuyruğunuzu titrettiğinizi'' unutmayın 
omur iliğin ''yaşam ağacı'' olduğunu
ağaçların kökten sulandığını
kökte kirli su kullananların
beyninin sulandığını 
günlerimizin
''ömür ağacında buruk meyveler'' gibi olduğunu 
unutmayın
''yıldızların altındaki haşmet''in''
ne güzel olduğunu... * 
(bkz: benim adım cenin)
(bkz: psikoestetik)
(bkz: iyileşme kitabı)
(bkz: evrenin dili)
(bkz: sezgilerimiz ve takıntılarımız)

İkinci beyin!..

  1. dünyadaki tüm olumsuzluklar insan beyninden kaynaklanır. beyniyle ilişki kuramayan erkekler 'çocuk', kadınlar da 'anne' gibi düşünür.

    beynimiz ikiye ayrılıyor, üst beyin ve alt beyin. üst beynin tıptaki karşılığı korteks, bir milimetre kalınlığında bir kabuk gibi iki beyin yarımküresini kaplar. beynin girinti ve çıkıntısı çok fazla olduğu için açıldığı zaman bir buçuk metrekarelik bir yer kaplar. satranç, briç oynadığımız, konuştuğumuz, analiz, sentez yaptığımız, dış dünyayı algıladığımız hücrelerdir bunlar. yani iq'nün ölçebildiği, bilgisayarların taklit edebildiği hücreler. bunun beyinde kapladığı alan yüzde 28'dir. insanlarda üst beyin gelişme farklılıklarından dolayı aynı yüzler gibi birbirine benzemez. bu farklılık sonucunda insanlar gerçekte birbirini anlamaz duruma gelir. üst beyinler farklı olduğu için kimse meramını karşısındakine tam anlatamaz. tartışırsın ya da politika yaparsın. hele de biraz okuyup yazdıysa herşeyi en iyi kendi bilir sanır insan. ama buzulun altı daha büyük.

    buzulun altında alt beyin var. rna molekülü yoluyla atalarımızdan gelen bilgi şifrelerini depoluyor. bu, nobel kimya ödülü kazanan bilim adamlarınca 1988 yılında ispatlandı. alt beyin ayrıca bütün organlarımızın orkestra şefidir. nefes alıp verme, tansiyon, kalp atışı, sindirim siteminin çalışması ve tüm sistem alt beynin refleksif denetimi altındadır. bir de duygularımız ve içgüdülerimiz alt beyindedir. duygusal zeka denilen eq, iq'den üstündür. bunun içindir ki, duyguların zincirleri kırılamaz derler.

    duygularımızla hareket ediyoruz çünkü yüzde 28'lik korteks(üst beyin) hücreleri hiçbir zaman yüzde 72'lik alt beyin hücreleriyle başa çıkamaz. duygularımızla başa çıkabilseydik, kimse depresyona girmez, hayatını perişan etmez, kimse nevroz olmaz, kimse psikoz olmazdı. biz doktorların da işi çok kolay olurdu. iki kere üst beyinsel nutuk atardık herkes iyileşirdi.

    alt beyin ve üst beyin arasında sembolik bir tabaka daha vardır. bu tabakaya klasik 'freud ekolü' şuuraltı der. benim kavramlarıma göre bu 'ilkel libido seviyesi'dir. bu tabakanın tamamında seksüel içerikli takıntılarımız vardır. üst beyin gelişmiş dahi olsa, bu tabakada takıntılar varsa alt beyinle hiç temas etmeden yaşar ve ölürsün. ve maalesef insanların yüzde 99'u bu durumda. takıntılar yüzünden alt beyin açılım yapamaz. ilkel libido seviyesindeki seksüel içerikli takıntılara toslar geri döner. koca bir hazineyi kaybedip yaşar gider insan.

    toplumumuza baktığımızda kadınlarımızın, genç kızlık dönemlerini klitoris, olgunluk dönemlerinde rahim gücünü kullandıklarını görüyoruz. gerçek anlamda vajinal orgazmı öğrenmedikleri için, vajina kodu açılıp beyne yerleşmez. alt beyinde doğanın kanunları, üst beyinde insanın kanunları geçerlidir. üst beyni gelişmiş birtakım ülkelerin pornografik tuzaklarıyla sekste çok önemli ana kaideler unutulmuştur.

    eski çin felsefelerinde devamlı üzerinde durulan bir alt beyinsel denge vardır: artı eksi dengesi. erkek çıkıntıdan, kadın girintiden haz alacak. batı'nın pornografik seks tuzakları yüzünden kadını klitorisiyle uyararak orgazma ulaştırmak, erkeklerin de işine geliyor.
    erkeklerin boşalmayı kontrol altına almayı öğrenmeleri gerekiyor. bunu yapmadığımız zaman kadın, kızlıktan analığa geçer. o zaman ilkel libido seviyesinde kadınların yüzde doksanı rahimdir diyebiliriz. vajinayı keşfetmeyen kadın sevişmekten haz almaz. bu yüzden kadınlar anne, erkekler çocuk alt beyinli olur.

    kibele'nin öyküsü:
    bu anadolu insanlarında alt beyinsel olarak hala bütün gerçekçiliği ile yaşanıyor. anadolu topraklarında lidya, frigya dönemlerinde ana kraliçeler vardı.
    bu rahim hakimiyeti beş bin yıl kadar sürmüş. arkeolojik verilerde koca memeli, koca kalçalı kibele heykelcikleri çıkar. o zamanki insanlar mikroskop keşfedilmediği için erkeğin dölleyici rolünü bilmiyordu. o zamanki insanlara göre durup dururken kadının karnı şişiyor ve bir çocuk çıkıyor. böylece kadını yaradan sanmışlar. şimdi anadolu'da kadınlara bakın, çoğunluk kibele heykelciği şeklindedir.

    erkeklerde ise genetik bilgi şifreleri ve rahim etkisi oluyor... çok eski zamanlara gittiğimizde mağara döneminde, zaten alt beyinde rahim etkisi yüksek. alt ve üst beyin tamamen çocuk. denetleyici bir üst beyin yok. alt beyin noradrenalin denilen bir saldırganlık maddesi salgılar. saldır, parçala, ye. korteksi gelişmiş erkeklerin aşırı kalp hastası olma nedenleri de budur. üst beyin okuyup yazmamış, ilkokuldan sonra sonra kitap kapağı açmamış üst ve alt beyinler çocuk kalmış. çatışma yok ama ilkellik var. bunlar alt beyin noradrenalin salgıladığı zaman saldırır, parçalar, yer.

    'içinizdeki çocuğu sevmeyin, büyütün'

    "rüyalar ilkel libido seviyesi ve alt beyindeki takıntıların sembolik bir haykırışı olarak düşünülebilir. alt beyin ancak rüyalarla üst beyne mesaj vermeye çalışır. konu burada pek önemsenmiyor ama abd'de psikiyatrların çoğunluğu tedavi amaçlı rüya analizi konusunda uzmanlaşmış. bu rüya yorumu, tabiri, tefsirinden çok farklıdır. bunun için özel eğitim gerekir. rüyalardaki sembolleri bilmek gerekir. örneğin, rahim etkisi rüyaya, dolap, gemi şeklinde görülebilir. rüyayı kendin çözemezsin. üst beyin rüyaları da vardır ama bunların analiz değeri yoktur. gerçekte birine kızar, rüyanda onu döversin, para kaybedersin, rüyanda bulursun. ilkel libido seviyesi rüyaları vardır, tamamı seksüel semboller taşır, analiz değeri yüksektir. bu rüyalar çoğunluğu teşkil eder. diyelim ilkel libidoda sert takıntılar yok, o zaman bazen alt beyin rüyaları ortaya çıkar. çoğunluk bunları mistik yada kabus kabul eder. alt beyinle ilişki kurmak için görülen tüm rüyaları üç beş ay kadar yazmak gerekir. çünkü üst beyin yazar, alt beyin rüyayı görür. tercüme edilmiş olur. alt beynin genetik bilgi şifreleri yüzünden, bazen rüyalarda gerçek yaşamda hiç görülmedik insanlar ve tuhaf yerlerle karşılaşılır. bunlar atalarımızla ilgilidir. rna'lar nedeniyle atalarımızın korteks bilgileri alt beyne geçer. içinizdeki çocuğu sevmeyin, içinizdeki çocuğu büyütün. o çocuk kalıp noradrenalin salgılamasın. o zaman hem kendimize hem başkalarına zararımız olmaz. "
  2. 11
    *hamile bir kadının çiçek gibi bakılması gerekiyor. kaynana dırıltısı, karı-koca kavgası olmamalı. tuvalet terbiyesi korkunç önemli. bebeklikte korteksin hiçbir fonksiyonunu kullanamıyorsunuz. poponuzdaki kakayı ve çişi birileri temizleyecek. ileri ülkelerde kadına doğum sonrası iznin iki yıl verilmesinin sebebi budur. anne eli dışında bir el, bebeğin poposuna değmemeli. bir de titiz birinin eline düştüyse, erkek bebeğin poposunda kulak çubuğu kullanır. global bilgi şu: erkek bebeğin anüsüyle uğraşmayın, kız bebeğin de klitorisine dokunmayın. ağızlarından salya akarak şöyle anlatırlar: "doktor bey, ben onun yerim poposunu! ". popoyu ısıranlar, öpenler, pipiyi ağzına alanlar var. bunlar bu konularda gelişmiş ülkelerde enseste girer. mahkeme kararıyla çocukları ellerinden alınır. bizde sevgi zannediliyor. bebekken yapılan darbelerin açılımı eşcinselliğe-maçoluğa varabilir. gidip zavallı hakeme aynı gırtlaktan "ibne! " diye bağırır. projeksiyon... iki adımda bir "yerinde duruyor mu? " diye pipisini yoklar. çünkü o anal erojenlik aşağıdan yukarı, "ben burdayım hemşerim! " dediği zaman, büyük bir çoğunluğu "aşırı pipi meşgalesi semptomu" yaşar. korkunç büyük cehalet ve yanlışlıklar...

    *erkek bebekte anüs uyarımı çok yaygın, ama hepsi homoseksüel olmaz. diyelim ki, rahim libidosu kullanan anne bebeğin poposunu ikide bir öptü! sünnet yüzünden pipiye de bir darbe vuruldu! bu aşamalarda deneysel anlamda üçüncü bir darbe olursa çok büyük bir çıkmaz olur. bu durumlar onu araba düşkünü, çeteci yapabilir. savaşların kaynağı, rahim libidosu kullanan kadınların sebep olduğu bebeklik dönemindeki popo uyarımıdır.

    *sünnet ise ya iki yaş altında yapılmalı kaçırılırsa dokuz yaş üstüne yapılmalı iki yaş altında korteks çok kurulmadığı için travma çok yüksek olmaz. dokuz yaş üstünde de artık bilinçlendiği için "yumurtanın sarısı, gitti pipinin yarısı" gibi yaygın şakalardan fazla etkilenmez.
    dokuz yaş altında yapıldığı zaman sünnet kastrasyon korkusunu aşırı hale getirir. adamı empotans yapmaz ama erken boşalmaya neden olur. yani vajina korkusu olur.

    *rüyada ve gerçekte, anne kalp ritmini taklit eden müzik dinlemek, ana rahmine gerileme eğilimi taşır. dokuz ay on beş günde kaydedilen en yüksek ses, anne kalp sesidir; dumçık-dumçık-dumçık... benim gençlere öğüdüm, bu müzikleri dinlememeleri...

    *kadın bekarsa ve cinsel yaşamı yoksa gençlik yıllarında köpek beslememelidir, besliyorsada asla yatak odasına sokmamalıdır. çünkü köpek bir nevi bebek yerine geçiyor. bir bakıyoruz ki kadın evlenmekten ve doğurmaktan vazgeçer hale gelmiş. "benim köpeğime yan baktı, bebeğime yan baktı" diye adamı kovalıyor. yanlış. 45'e kadar çeşitli nedenlerle doğuramamış bir hanımefendiye, "al bir köpek, bebeğin gibi bak" diyoruz.

Arzın Merkezinden Sinyaller!..

Arzın Merkezinden Sinyaller

İkinci beyin – Karın boşluğu, vücudun merkezinde başlı başına bir evren. Araştırmacıların uzun yıllar gereken ilgiyi göstermediği bağırsaklar, “ikinci beynimiz” tarafından Ekran Alıntısıyönetiliyor.
Sindirim organımız, omuriliğinde bulunandan çok daha fazla, 100 milyon adet sinir hücresi ile çevrili. “Enterik sinir sistemi” olarak adlandırılan bu örgü, giderek daha çok bilim insanını heyecanlandırıyor.
Birçok uzmana göre karın bölgesi, kafatasındaki merkezin devamı. Karnımızdaki beyin serotonin gibi ruh hâlimizi belirleyen nörotransmitterleri üretiyor ve psiko-aktif maddelere tepki veriyor.
Karın özerk çalışıyor; kafatasındaki beyne gönderdiği sinyaller, beyinden aldığından fazla. Hastalanıp kendine özgü nevrozlar geliştirebiliyor. Karın da hissediyor, düşünüyor ve hatırlıyor.
Sezgisel kararlarımızı bu içsesi dinleyerek alıyoruz. Ekran Alıntısı
Dünya üzerindeki tüm kıtalar ve kültürlerde, duyguların bedenimizin merkezinde oluştuğu biliniyor.
Bir zorluğun aşılırken “göbek çatlatması“, sevincin “göbek attırması“, sinirin “mideye vurması“, açlıktan “karnın zil çalması” ya da dünyayla “göbek bağı” gibi deyişler bu yüzden…
Irkları, kültürleri ne olursa olsun, sevinç, korku, huzur, ihtiras gibi duyguları, en yoğun olarak nerede hissettiklerini göstermeleri istendiğinde, hemen hemen tüm insanlar karın bölgelerine işaret ediyor, çünkü insanlar bu “karanlık mağarada” bir şeylerin olup bittiğini, karınlarının kendilerine bir şeyler anlattığını, şifreli mesajlar gönderdiğini hissedebiliyorlar.
Çok eski zamanlardan beri, meditasyon yapan insanlar, bedenlerinin derinliklerine yolculuğa çıkıyor, burada huzur ve bilgeliği arıyorlar. Ve hatta, günümüz dünyasına egemen ekonomi disiplini bile, küresel bir dil olan “içsesin” öneminin farkında. Başarılı yöneticilerin el kitaplarında “içsesinizi dinleyin” gibi cümlelere sık sık rastlanıyor, borsacılara da aynı telkinde bulunuluyor.
içsesimizin fısıldadıklarını beynimizin kabullenmesi, karnın beyni galebe çalması anlamına gelmiyor ama, en azından beynin vücudumuzun tek hâkimi olduğu mitini ciddi şekilde sorguluyor.
Karnın ne denli belirleyici olduğunu bilim de doğrulamaya başladı. insan bedeninin herhâlde en “şiirsel olmayan” bölgesi bağırsaklar, gerçekten hayatın önemli sırlarını barındırıyor. Zekice işleyen sindirim sistemiyle sürekli devinim hâlinde olan, ancak hareketliliğini genelde görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz karnımız, bilimsel araştırmaların odağına yerleşti son dönemde.
New York’taki Columbia Üniversitesinde görevli nörobilimci, anatomi ve hücre biyolojisi uzmanı, 1998 yılında yayımlandığında çığır açan “The Second Brain” adlı kitabın yazarı Prof. Michael Gershon’a göre “karnımızda ikinci bir beyin bulunuyor“.
Bağırsaklar 100 milyon adet sinir hücresiyle çevrili. Bu kadar çok sayıda sinir hücresine omuriliğinde bile rastlanmıyor. Kulağa hakaret gibi gelse de, birçok nörobilimciye göre “ikinci beyin” asıl beynin bir kopyası. Hücre tipleri, etken maddeler ve reseptörleri aynı.
Karın bölgesinde bu kadar çok sinir hücresinin bulunması bilimcileri de burayı araştırmaya yöneltti. Son dönemde, nörogastroenteroloji gibi zor bir isme sahip olan disipline ilgi hayli arttı.
Enterik sinir sistemi üzerine çalışmalar yapan dünyadaki bilim adamları, “insan bedeninin karanlık bölgelerine yaptıkları keşif gezilerinden” söz ediyor. “Uzun zaman bağırsaklara basit refleksleri olan bir organ gözüyle baktık” diyen Londra Üniversitesinden Emeritüs Prof. David Wingate, “kimsenin aklına sinir liflerini saymak gelmedi” diyor. Gastrointestinoloji uzmanı Wingate, bu alanın öncülerden ve nörogastroenteroloji kavramının yaratıcılarından.
Los Angeles’taki California Üniversitesinden, fizyoloji profesörü ve nörogastroenteroloji uzmanı Emeran Mayer ise “Bundan birkaç yıl önce psikolojik durum ile karındaki ikinci beyin arasındaki ilişkiden bahsetseydim, meslektaşlarım benimle alay ederdi” derken, Flinders Üniversitesinde görevli Avustralyalı araştırmacı Marcello Costa, başta kendisinin de inanmadığını anlatıyor.
Herkesin hemf ikir olduğu konu ise şu: Beyin haricinde en çok sinir hücresinin bulunduğu bağırsaklar, aslında kendi başına bile fazlasıyla karmaşık bir iş olan sindirim işleminden çok daha fazlasını yapıyor. ikinci beyin, hem vücut hem de ruhun hayatta kalmasını sağlıyor; kendisi psikolojimiz üzerinde belirleyici olan serotonin, dopamin, opiatlar gibi psiko-aktiv maddelerin kaynağı. Hatta valium gibi etkili ilaçların teskin edici özelliklerini kazandıran benzodiazepin gibi kimyasallar bile burada üretiliyor. Kısacası karın, beyni pek çok şekilde besliyor.
Yazı: Hania Luczak
28-) Ya veyleta leyteniy lem ettehız fülanen haliyla;
“Yazık oldu bana, keşke şunu (beden şeytanını – karındaki ikinci beynin beyinde oluşturduğu `ben bedenim` kabulü. Kaynak bilgi: www.okyanusum.com`da, `The Second Brain`) dost edinmeseydim!” (Kuran Çözümü : Furkan 28)

Beyin ve bağırsak ilişkisi!..

Beyin ve Bağırsak

B19-615x333
Dr. Natasha Campbell-McBride, otizmli olan kendi oğlunu ve 10 binden fazla otizmli çocuğu, uyguladığı doğal GAPS diyetiyle iyileştirdi. Şizofreni, depresyon, MS gibi psikiyatrik indirhastalığı olan yüzlerce hastayı da aynı yöntemle tedavi eden nörolog sadece SABAH Pazar’a konuştu: Tıp bilimi hastalıkları kalıplara koyuyor ve sorunu çözmüyorlar. Hastalıkların ana kaynağı bağırsaktır. İnsanı doktorlar değil sadece doğa iyileştirir.
Kendisinden, Türkçe’ye Adalin Yayıncılık tarafından çevrilen “GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu İçin Doğal Tedavi Yöntemi” isimli bir kitapla haberdar oldum. Kitabı inceledikçe nöroloji ve beslenme alanında uzmanlaşan Dr. Natasha Campbell-McBride’in yöntemine ilgim arttı. Kitap kendi kendinizi tedavi edebileceğiniz reçeteler barındırıyordu zira. Bir konferans için geldiği İstanbul’da buluştuğumuz Dr. Natasha, otizm teşhisi konulan oğlunu kendi doğal yöntemiyle tedavi ederek binlerce otizmli hastanın ışığı olmuş. Otizm yanında şizofreni, dispraksi, disleksi, depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, epilepsi, MS gibi bütün hastalıkların bozuk bağırsak florası nedeniyle beynin toksinleşmesi sonucunda ortaya çıktığını kaydeden Dr. Natasha, “Tıp bilimi hastalıkları kutucuklara koyar, beyin ve bağırsak arasındaki ilişkiye bakmaz. Antibiyotiklerle bu denge daha da bozulur. Acil ve hayati durumlarda elbette tıbba ve doktorlara ihtiyaç var. Ama doğru şeyleri yersek birçok kronik hastalıklar iyileşir” diyor. Çok çarpıcı açıklamaları olan McBride’in önemli uyarıları var: Süpermarketlerden yiyecek almayın, tahıl kullanmayın, diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın, güneşe çıkın. İnsanı doktorlar değil sadece doğa iyileştirir.
– GAPS adını verdiğiniz bağırsak ve psikoloji sendromu fikri nasıl ortaya çıktı?
– Ben nöroloji doktoruyum. Nörolojik hastalarla ilgilenen büyük bir hastanede çalışıyordum. Ve hepsinin çok ciddi sindirim problemleri olduğunu keşfettim. Ama bizim bildiğimiz klasik tıpta nörologlar sindirim sistemine hiç bakmazlar. Beyin ve bağırsak arasında bir ilişki kurmazlar. Ancak bir bağlantı olması gerektiğine inandım. Çünkü bağırsak florası diye bir kavram var. Ve hücresel olarak genetik yapılanmamız yüzde 90 bağırsak florasından etkileniyor.
– Bağırsak, beyinden daha önemli yani?
– Öyle. Yaşadığımız mikro sistemde vücudumuz bir kabuk aslında. Ve yaşadığımız her şey bağırsak florasından kaynaklanıyor. Orası çok iyi organize olmuş mikro dünyadır. Bakteri, mikrop, mantar, solucanlar var. Hem de trilyonlarca! Ve bilim bunu yeni araştırmaya başladı. Mikroplar birbirini yiyor, birbirini kontrol ediyor. Sağlıklı insanda yararlı bakteriler daha hakim ve zararlı trilyonlarca mikrobu kontrol ederler.
– Denge nerede bozuluyor?
– Antibiyotiklerin II. Dünya Savaşı’ndan sonra keşfiyle başladı her şey. Özellikle ampisilin gibi antibiyotikler kötü bakteriler gibi iyi bakteriyi de öldürüyor. Bağırsak florasının tekrar dengeye gelmesi haftaları, ayları alıyor. Ama bu sırada kötü bakteriler hücum edip bağırsağı kaplıyorlar. Kötü bakteriler yayılırken iyi bakterilerin yayılmasını da engelliyorlar. Art arda antibiyotik kullanımında da bu kötüye gidiş artıyor.
GENLERİMİZ KADERİMİZ DEĞİLDİR
– Tek sorumluluğu antibiyotiklere yüklemek yanlış olur herhalde?
– Elbette tek sorumlu antibiyotikler değil. Başka faktörler de var. Diş hekimlerinin ağzımızda uyguladığı tedavilerdeki işlemlerde civa ve çeşitli toksinler bağırsağımızı etkiliyor. Civa içeri girer biz yutarız ve onlar kötü mikropların artmasına neden olur. Annelerin bebeklerini emzirmek yerine mama ile beslemesi bu hastalıkları artırır. Annenin mahsur kaldığı bütün kimyasal yüklenmeler, kullandığı makyaj malzemeleri de dokuz aylık hamilelik sürecinde bebeğe gidiyor. Bebek toksin bir yüklenmeyle doğar.
– Bu hastalıklar antibiyotikler keşfedilmeden önce yok muydu?
– Antibiyotikler hayat kurtarır ama çok ciddi hastalıklarda kullanmak gerekir. Bu hastalıkların salgınlığı hep antibiyotiklerin keşfinden sonra gelişti. Mesela otizm 25 yıl önce on binde bir çocukta vardı. Bugün 40 çocuktan birine otizm teşhisi konuyor. Bilim adamları 2020′de iki çocuktan birinin otizmli olacağını öngörüyor. Bizim genlerimiz kaderimiz değildir.
Doğarken o kadar çok genetik seçeneğimiz var ki… Yediğimiz yiyecekler ve çevredeki toksik yük hangi hücrelerin baskın kalacağını ve hangi kanser hücrelerinin uyanacağını belirliyor. Kanser, MS gibi rahatsızlıklar böyle oluşuyor.
– Çocuğunuzun otizm olduğunu anladıktan sonra mı bağırsak florasına yöneldiniz?
– Benim çocuğuma otizm tanısı konulduğunda bu benim kişisel bir meselem oldu. Ve o anda profesyonel mesleğimin otizm konusunda bir şey yapamayacağını öğrendim. Bunu asla kabul edemezdim ve araştırmalarıma hız verdim. O zaman farkettim ki otizmli çocukların hepsinin bağırsak florasında problem var. Ve anladım ki bu florayı iyileştirirsem otizm de yok olacak. Şimdi otizm teşhisi konan çocuğum 21 yaşında, üniversiteye gidiyor ve çok sağlıklı. Ancak şu an dünyanın her yerinde binlerce otizmli çocuğu hayaOTİSTİKLER SAĞLIKLI BEYİNLE DOĞAR 
- Bağırsak florası normal olmayınca ne oluyor otizmli ya da hastalıklı kişide? - Çocuk yediğini sindiremiyor ve yiyecekler kötü fotojenlere dönüşüyor. Bu fotojenler emilip kana karışıyor, beyin bu toksinlerle zehirleniyor. Otistik doğan çocukların yüzde yüzü sağlıklı bir beyinle doğar. Ancak bağırsak florası üzerinden zehirlenirler. 
- Yani mesele beyin değil besin! - Kesinlikle. Bebekler nasıl öğrenir? Duyu organlarını kullanırlar ve bu iletileri beyin işler. Çocuk "Bu anne, bu baba bunlara güvenebilirim, bu oyuncak bununla oynayabilirim, bu kaşıkla yemek yerim" diye düşünür. Ama bu toksinler yüzünden beyin bu aradaki bağı işleyemez hale gelir ve o gürültüden dolayı bir şey öğrenemez. Annesiyle babasını bile ayırt edemez. Yolda başka birine anne-baba diye takılabilir. Bağırsaktan beyine giden toksinler durdurulduğunda beyin de birden temizlenir, her şey normale döner. Ne kadar erken bu toksinlerden temizlenirse öğrenmesi o kadar hızlı olur. 5 yaşına kadar olan çocukların otizmden tamamen iyileşme şansı vardır. İki yaşındaki bir çocuk GAPS diyetimle 6 ayda iyileşir. 
- Çocuğunuzu ne kadar sürede iyileştirdiniz?- Üç yaşında iken diyete başlattım. Altı ayda sindirim sistemi iyileşir iyileşmez düzeldi. 
- Madem bu kadar basit ise neden tıp bilimi bunu uygulamaktan kaçınıyor? - Çünkü kimse bu bağlantıyı yapmak istemiyor. Tıpta yeni bir fikrin gelmesi ve kabul edilmesi zordur, 50 yılı bulur. Şu an eğitim verdiğim çok doktor var, onlar bu yöntemi kullanıyorlar. yöntemimi inceleyen yerler var ama onların yayınlanması beş-altı yılı bulacak. Fakat çocuklar o kadar bekleyemez. Bu yüzden bu bilgiyi hızlıca yaymamız lazım. 

İLAÇ ENDÜSTRİSİNİN BASKISI FAZLA
- Tıp biliminin işi ağırdan almasının nedeni ilaç lobisinin baskısı mı? 
- Evet. Çünkü batıda ilaç endüstrisi var ve çok kârlı. Politikacılar da bu ilaç sektörüyle iletişim halindeler. Ben sistemin dışında olduğum için bunu rahatlıkla yapabiliyorum.
- Diyetinizden daha çok para kazanacakken neden bunu bir kitap fiyatına dağıtıyorsunuz?- Bir şey keşfettiğinizde bütün dünyanın bunu bilmesini istersiniz. Bu yüzden bildiğim her şeyi bu kitabın içerisine koydum. Dünyanın her yerinden insanlar bana bile danışmadan bu kitapla kendilerini iyileştirebildiler. GAPS diyeti seyahat gibi ve herkesin yolu farklı. Dünyada olabildiğince çok kişiye yardım etmek istiyorum. Ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyorum. Bu diyeti keşfettiğimde biliyordum ki meslektaşlarım bu bilgiyi öldürmeye çalışacaklardı. Ben de ebeveynlere bunu yayayarak geliştirdim. Doktorları ikna etmeye zaman harcamak istemedim. Anne-babalar doktorlara bu bilgiyle gidiyorlar, doktorlar da dünyanın her yerinden bana geliyor. Şu an GAPS protokolünü öğretiyorum, 800 tane GAPS uygulayıcı pratisyen doktor var.

VÜCUTTA İYİLEŞTİRME PROGRAMLARI VAR
- Çıkış noktanız otizm. Bu diyet şizofreni, depresyon gibi hastalıkları nasıl tedavi ediyor? - Bir ev yapmadan önce temelini yaparsınız. Evin kalitesi bu temelin ne kadar sağlam olduğuna dayanır. GAPS programı bir temeldir. İnsanların yüzde 60-80'i GAPS diyetiyle iyileşiyor. MS, romatoid artrit, diyabeti olanlar başka şeyler de eklemeliler. Tıp bilimi şizofreni, depresyon gibi tüm hastalıkları kalıplara koydu. Her insan eşsizdir ve toksinler beyne gittiğinde gösterdiği tepkiler de eşsiz olur. Hastalarıma "teşhis etiketlerine yapışıp kalmayın" diyorum. 
- Ne yiyorsak oyuz yani? - Kesinlikle. İnsan sağlığında en etkin şey yediklerimizdir. Yediklerimizden yapılıyoruz. 
- Modern tıp biliminin reçetesi yetersiz midir? - Evet yeterli değil. Tıp semptomları bastırıyor, temele gitmiyor. Her semptoma ilaç veriyorlar, sonra yan etkilerden yeni hastalık, onlara da ilaç... Ve bu işler böyle gider. 
- İlaçları ve doktorları hayatımızdan çıkaralım mı? - Hayır, tıbbın da bir yeri var. Acil ve hayati durumlarda klasik tıbba ihtiyaç var. Çok kronik uzun hastalıklarda klasik tıp gideceğiniz son adrestir, anneanneniz size daha çok yardım eder. Diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın. Güneşe çıkın. Sadece doğa iyileştirir. İnsanın vücudu çok güzel bir yaratımdır ve bütün iyileştirme programları vücutta zaten vardır. Doktor değil kendi vücudunuz iyileştirir. Vücudunuz bütün işi yaparken doktorlar sizi sadece eğlendirirler. Dünyada mucizevi bir hap yok. 

PSİKİYATRİK HASTALIKLARIN ANA SEBEBİ VEJETARYENLİK- Vejetaryen balonuna karşı mısınız? - Dünya besinsel propaganda ile karşı karşıya. Bir şirket var ve vejetaryanlık fikrini onlar yayıyor. Çünkü o şirket böceklerle mücadele için bitki ilacı satıyor ve çok satması için de sebzelerin çok yenmesi işlerine geliyor. 20 milyar insana yetecek fazla tahıl 2013 yılında yetiştirildi. O yüzden bu tahıl stokunu eritmek istiyorlar. Vejetaryenlik sağlıklı değildir. Psikiyatrik hastalıkların ana sebebi gençlikte yapılan vejetaryen beslenmedir. Klinikteki hastaların yüzde 80'i bunlardan oluşuyor. 
- Ne kadar sattı bu kitabınız?- 500 binden fazla kitap satışı oldu. 10 dile çevrildi. İlginç olan çeviriler hep hastalarım tarafından yapıldı. Türkiye'de de bir hasta vasıtasıyla çevrildi bu kitap.
- Kaç kişiyi tedavi ettiniz? - Ben 10 bin hasta ile çalıştım, hepsini de iyileştirdim. Diyete ne kadar bağlıysanız o kadar başarı şansınız vardır. Kitabı alıp da kendi kendine iyileşen de çok kişi vardır.
İŞLENMİŞ GIDALAR HIRSIZ
- İyi güzel de doğal yiyeceği nerede bulacağız? Artık gıdalar bile kimyasal işlemlerle üretiliyor mu? - Çok klasik ve geleneksel tarım yöntemine dönmemiz gerekiyor. Bunları yapanları bulmaya çalışın. Hayvanların da doğal yiyeceklerle beslenmesi gerekir. Yiyeceklerinizi süpermarketlerden almayın. Şehrin dışına çıkın, çiftçileri, tarlaları bulun. Gidip kuzu alın, onu kestirip tüketin. Süt pastorize olmamalı. Kesinlikle işlenmiş gıdalardan uzak durun. 
- Siz ne kadar koruyabiliyorsunuz kendinizi?- Biz evde sadece organik ve GAPS yiyeceği yeriz. Hiç tahıl kullanmayız. Yaşımız ilerledikçe karbonhidratları daha az tüketmek gerekir. Yaşlılıkta şekeri yeterince işleyemeyen vücut alzhamier, kalp hastalıkları, diyabet, obezite, kanser olur. Bütün hastalıkların temeli şekerdir. 
- Türkiye'de diyetisyenler ekmek de şeker de iyidir diyor? - Bu dünyanın her yerinde böyle, bunları herkes seviyor. Çünkü tahılların içerisinde bulunan şeker, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddedir. 1800'lü yıllara kadar şeker gelmeden önce tatlıları, şekerleri nasıl yapıyorduk? Meyvelerden elde ediyorduk. GAPS diyetinde izin verdiğimiz tek şey doğal bal, muz ve şekerleştirilmemiş kuru meyvelerdir. Şeker pancarında bütün iyi besinler vardır. Ama onu fabrikaya götürüp bütün yararlı taraflarını atıyoruz. 
- Bütün işlenmiş gıdalar birer hırsız mı? - Evet hepsi toksin, zehirli ve hırsızdır. 

BU YİYECEKLERE İZİN YOK
Arpa, beyaz peynir, salamura balık, bamya, sirke, buğday ve bulgur, çavdar, çikolata, dondurma, enerji içecekleri, gazlı içecekler, irmik, jöle, keçiboynuzu, krema, işlenmiş et ürünleri, konserve sebze ve meyveler, makarnalar, mısır, nohut, nişasta, margarinler, pirinç, patates, reçeller, sakız, un, yulaf, süt, şeker vs...

16 Kasım 2014 Pazar

Arınma çayı hazırlanışı!..

Arınmak ve Kaliteli Yaşalmak ve 10 Yaşalmak Için Arınınız... Arınma Kampı 15 Kasım'da Başlıyor... Bilgi Için 0212/533/01/33 ü arayınız...
...
Karanlık dolunay arınması 15-22 Kasım arınma çayı
Gerekli Bitkiler:
5 gr. Yeşilçay
5 gr. Mısır püskülü
2 gr. Sinameki (az)
5 gr. Kırkkilit
5 gr. Adaçayı
5 gr, Sarıkantaron
5 gr. Hibuskus
5 gr. Kiraz sapı
Tatlandırıcı olarak limon ve kestane balı

Şifanın dinamik kanunları!..

 ŞİFANIN DİNAMİK KANUNLARI - Davut İbrahimoğlu

SİZ  BİR ŞİFACISINIZ
Öğrenilmesi gereken en büyük sırlardan biri sizin şifacı olmanızdır.
ŞİFANIN DİNAMİK KANUNLARI
    Belki şifa verme nimetine özellikle düşünüp ve bunu birkaç kişinin tekelinde olduğuna inanmışsınız.Manevi ,psikoloji veya tıbbın başka uzmanlık alanında olan kişilerin  tekelinde olabilir  diye düşünüyorsunuz,belki şifa vermenin gizli bir güc gerektirdiğine inanıyorsunuz .Son yıllarda manevi şifa hakkında değişik yöntemleri bir çok kaynakta görmekteyiz.
     Dua, ağrı olan yerlere el koyma, daha başka kutsal ayinler gibi,mucizevi ilaçların hakkında kayda değer gelişmeler , büyük atılımlar duyuyoruz ve bunlar tedavide etkili oluyorlar. Yunanlı hekim, tıp biliminin babası sayılan "BOGRAT" M.Ö.  400 yıl önce  şöyle yazmış :"insanlar şunu bilmelidirler sevinçler,gülmeler,iyilikler ve aynı zamanda hüzünler,dertler ve hoşnutsuzluklar yalnız ve yalnız beyinlerinin ürünüdür."Eski Mısırlıların gizli öğretilerinden birisi şudur:"Acı içinde olan beden , acılı düşüncenin ürünüdür."Ne yazık ki bir çok insan bu sırrı  anlamış değiller.Şifa yolunda ilk  adım şifa kanunudur.Kanun sözcüğü bir nevi düzenin göstergesidir.Bu kanun işleyişe başladığından itibaren mucizevi bir sonuçlar ortaya çıkar.O zaman mümkünsüz mümküne ve çaresizlik şifaya dönüşür.Bu yüzden , hastaların o düzeni düşüncelerinde,duygularında,bedenlerinde ve yaşamlarında hakim kılmalarına ihtiyaçları vardır.Sağlık , vücudun  bütün evrelerinde güç ve bütünlük hissidir : can , ruh, cisim ve yaşamın diğer evreleri, sağlık yani iyi ekonomi , başkalarıyla iyi ilişki, manevi açıdan iyi düşünce ve idrak, şifa üç zeminde doğru çalışırsa bedensel( fiziksel) şifa onun peşinden gelir.Bu yüzden bu kanunları uygulayan kişi kesinlikle koruyucu tıbla uğraşmaktadır.
 ŞİFA HAKKINDA ŞOK EDİCİ GERÇEK 
İçinizde bir şifacıya sahip olduğunuzu biliyormusunuz? Eğer bu konuda bilginiz olmasa bile içinizdeki şifacı daima sessiz bir şekilde çalışmaktadır:Hücrelerin tamiri ,fuzuli maddelerin dışa atılması ,yaraların iyileşmesi ve dokulara besin ulaşması gibi.
Bazen bu şifacı kendisini bariz bir şekilde göstermektedir.Zaman zaman bir kişi, ölümcül bir hastalığa yakalandığında ve kurtarma ümidi tükendiğinde ansızın hiçbir izahı olmadan tümör yok oluyor,yara iyileşiyor ve hasta eski sağlığına kavuşuyor.Bu insan vücudunun kuşkusuz en güçlü ve kendine yetebilen bir makine olduğunu, insan hayatının devamı için yeterli olduğunun göstergesidir.İçsel şifanın gücü garip bir güç değildir.İç dünyamızın doğal bir bölümüdür ve 24 saat en karmaşık fiziksel davranışlarla meşguldür.Bu eşsiz bilgin - hiç telaş etmeden- dünyanın en büyük kimya uzmanlarının bile taklit edemiyeceği kadar hücrelerde karşılıklı bir kimyasal etkileşimler yapabiliyor.
Şifa işleminin büyük bir bölümü bilinç altında zihnin otomatik davranışları yolu ile yapılmaktadır.İhtiyaç duyulduğunda düşünce gücümüzü yükselterek ondan faydalanabiliriz ve bunun içinde içsel şifacımızın randımanını arttırma gücüne sahibiz.Biz içimizde bir şifacıya sahip olma inancı daima düzenli ve bilinçli bir şekilde onu aktif tatabiliyoruz buna rağmen normal metodlardan da  yardım almamız gerekiyor.Belki bu şu anlama geliyor , bu kitabın amacı normal metodların yanında sizin şifanızı hızlandırıyor.Alman doktoru PARA CELSUS 16. Asırda şöyle söylemiş:"İlacın şifa veren gücü onun içeriğinde değil belki kullanıcının ruhundadır."Umarım bu kitap o halatı ruhu sizde uyandırsın.
      HASTALIĞIN SEBEPLERİ
Neden içinizde bir şifacıya sahipsiniz ve istediğiniz zaman ondan faydalanıyorsunuz? Çünkü beden hastalık değil sağlığa temayülü olan üstün bilgeliğe sahiptir.Bu gücü şimdiki tedaviden en az on kez daha güçlü olduğunu tahmin ediyorlar.Gerçi değişik tedavilerde bu gücün çoğalmasına yardımcı olurlar.Eğer insan bedeni şaşırtıcı hayat veren güçlere sahip ise o zaman neden hasta oluyor? Şok eden gerçek şu hastalık kişi tarafından kendisine yüklenen bir durumdur! Hastalığın sebebi, yanlış inanç ve düşüncelerdir.Bu yanlış inanç ve düşünceler vücutta dolaşır ve yaşam enerjisini kilitler.Ünlü  doktor ve bilim adamı ALEX CARREL seneler önce şöyle demiş:"Kıskançlık , nefret, öfke, korku gibi hisler kalıcı ve adet şekline dönüştüğü zaman ciddi hastalıklar ve organik değişikliklere yaratabiliyorlar.Son yıllarda onun mesai arkadaşlarıda bu kanıya varmışlardır.Negatif duyguları ve inançları değiştirdiğiniz zaman siz aslında fiziksel değişimle meşgul oluyorsunuz.


DERMAN VE ŞİFANIN ARASINDAKİ FARK

İnsan vücudunun %2'si cisim ve %98'i zihin ve can olmasına rağmen normal bir insan zamanının %98'ni  , %2'si olan cismi düşünmekle geçirmekte. BU sebepten dolayı genelde hastalıktan, ızdıraptadır.Çünkü dıştan içe varmak istiyor halbuki içten dışa ulaşması gerekmektedir.Eflatun Yunan tabiblerine şöyle söylemiştir:Bütün sağlam olmazsa , parçalar hiçbir zaman sağlam olmaz."Eflatun şifa ve dermanın arasındaki farkı anlamıştır."Şifa" vücudun (can,ruh ve cisim) bütünlüğünü sağlamakta halbuki "Derman" hastalığın gecici ve ani iyileşmesini sağlamaktadır.Genelde insan tıbbi tedavilerle kendisini iyileştirmeye çalışır ama negatif düşüncelerden ( hastalığın ana sebepleri) eğer kendisini kurtarmazsa şifa bulamaz ve mevcut dert bir bölgeden diğer bölgeye veya bir organdan diğer bir organa defalarca geri dönebilir.     
       Psikologlara göre hastalıkların bir çoğunu kendi kendimize oluşturuyoruz.Zihin, günah hissinden kurtulmadıkça beden hasta olur.Aslında fiziksel hastalık bedenin doğru olmayan hisleri dışa atma çabasından meydana gelmektedir.Günah hissinden arınmak ve yeni olgular ve düşünceler yaratmak geçici değil kalıcı bir şifayı sağlamaktadır.
                
ŞİFA VEREN KANUN " HAYIR"

       Bir doktor, bir ünlü komedyene şöyle  söyledi:"Senin hastalığının  , senin zihninde evi var"Komedyen durmadan cevap verir "Kendisi için ne garip bir ev bulmuş"
       Belki sizin bedeniniz ve çevre koşulları düşüncelerinizi kontrol etmiş gibi düşünürsünüz.Halbuki tamamen bunun tersi doğrudur.Düşünceleriniz sizin bedeninizi, koşullarınızı kontrol etmektedir.İnsan gönlünde nasıl düşünürse bedenide öyledir.
       Bir tıp dergisinde düşüncenin beden üzerindeki etkisini gösteren bir vaka şöyledir:İki hasta bir doktora müracat etmişlerdir.Dr. kendi teşhisini iki ayrı mektupla onlara göndermeye karar vermiştir.Dr. onların birine senin halin çok iyidir ve hiçbir hastalığın yoktur, yazısını yazmış.Diğerine senin kalbinin durumu iyi değil ve uzun bir yaşam sürebilmek için hemen dağlık bir bölgeye gitmesini istiyor ve ekliyor buda sana pek çok fayda sağlamıyacaktır.Mektuplar yanlış adreslere gönderiliyor.Sağlıklı genç adam mektubu alır almaz işini bırakıp dağlara gidiyor ve bir müddet sonra ölüyor. Diğer hasta kişi mektubu alır ve bir müddet sonra parlak bir sağlığa kavuşuyor.
       Bundan evvelde söylediğimiz gibi şok eden gerçek şu ki; hastalığı bizler kendimize empoze ediyoruz.Korkular , nefretler ,öfkeler , kötülüğe olan inançlar yolu ile hastalığı kendimize empoze ediyoruz.
       Hinduların kutsal kitabı şöyle diyor: "Eğer kişi kötü düşüncelerle bir şey söyler veya yaparsa dert peşine düşecektir."Örneğin , korku yaratan her tür düşünce kanımızda sinir sistemini felç etmesinesebep olan bazı hormanların salgılanmasını sağlar.Yinede şiddetli korku kandaki alvuyar ve akyuvarların kaynamasına ve yanmasına sebep olur.Bilimsel denemeler yalan konuşmanın , bedeni ağır ve ciddi iş yapmasına sebep olduğunu kanıtlamıştır.Metopolizma, nabız, tansiyon ve nefes alma hızı ansızın şiddetlenir ve anormal faaliyetler gösterir.Bakışlarda hileli bir hal alır, dürüst olmayan ve yalancı düşünceler bu yolla bedeni etkilerler.Negatif görünümü olan bir kişinin o organa göre olumsuz bir hissin olduğunu göstermektedir.Korktuğunuz her şeyi iki kat yapıyorsunuz.Kendinizde olan negatif düşüncelerinizle hasta olan organlarınızı besliyor ve onu hasta tutuyorsunuz.Hoş olmayan hisler ortadan kalktığı zaman hasta olan organ negatif ilgisizlikten dolayı aç kalır ve hastalık görünümü mecburen yok olur.Çünkü onu besleyecek ve diri tutacak başka bir şey kalmaz.
    
1. KANUN  " İNKAR "

İnkar şifanın 1. Kanunudur. Yoksayma ve inkar , zihin ve bedeni , kötü düşünceleri ve onun getirdiği olumsuzlukları temizler. Yoksayma ve inkar yolu ile , arzu edilmeyen pozisyonun  varlığını inkar etmiyorsunuz, çare yolları için  mutlaka araştırma  yapmalısınız.  Fakat olumsuz durumun sebebini bulmak için , içsel seyahat ve derinlemesine  araştırma yapmalısınız.  Çözüme ancak böyle ulaşabilirsiniz. Devamlı hayır , hayır, hayır, söylediğinizde  zihninizde ve bedeninizde  bir güç akımı başlar  ve hastalığın sebebi olan olumsuz düşünceler yok olur.
“ Eğer bir şeyi zihninizden atabiliyorsanız, bedeninizden de atabilirsiniz. “

HAYIR GÜCÜNÜ İŞLETME YÖNTEMLERİ

“ Hayır bu olumsuz durumu hayatımda kalıcı olarak kabul etmiyorum.” Demenize yardımcı olan her düşünce , ibare veya dua etkili bir inkardır. Defalarca başkaları hastalıklarla ilgili konuşurken bir kişi zihninde hayır, hayır, hayır demekle şifa gerçekleşmiştir. Problemleri düşünmek istemediğinizde tam tersine zihnen onlara hayır dediğinizde kendinizi çeşitli problem ve sıkıntılardan kurtarabilirsiniz.

Ayağını burkan ve şiddetli acı içinde olan birii inançlı bir şekilde ağrıya “ Hayır” demekle bir gece içinde tamamen şifa bulmuştur. Gece boyu ağrı geldiğinde kişi şöyle derdi ; “ Hayır , gerçek olamaz , gerçek değildir. Bu ağrıyı kabul etmiyorum, önemli bir şey değil ve en küçük bir güce sahip değildir. “ Ve dedikleri oluyordu. Araştırmacı bilim adamları uzun süre inkar kanununu yaradana ilgisizlik olarak görüyorlardı. Eskiler inkarı “ Hayır” kelimesine kalıcı güç olarak görüyor ve hatırlatıyorlardı. Eğer hayır ı olumsuz pozisyon ve koşullara karşı dile getirirseniz o pozisyon ve koşullar kalıcı olamazlar. Zira inkar çözer, ortadan kaldırır ve serbest bırakır. İçinizden “ Hayır, hayır, hayır” kelimesini  söylediğinizde hastalığa sebep olan sabit zihinsel haller zihninizde ve bedeninizde faaliyete geçen güç tarafından dağılır. Eğer doğru inkar yerinde gerçekleşirse doğal şekilde sağlık yaratır. Organların çalışma şekli öyle ayarlanmıştır ki zihindeki negatif hastalığa sebep olan negatif durumlar düzeldiğinde onlarda kendiliğinden iyileşiyorlar. Kişi iltihaplanmalarda , tümörlerde ve çeşitli hastalıklarda “Hayır”  dediğinde onların yok olduğunu görüyoruz.

“Kalıcı olmasını istemediğiniz  durum ve koşullara karşı elinizde olan  kalıcı “ hayır” gücünden faydalanınız. “

Herkes inkarın şifa veren kanunundan yararlanmaya ihtiyaç duyar. Zira herkes ortadan kaldırılması gereken olumsuz  düşünceye sahiptir.
Eskiler Allah’ ın insana bahşettikleri ile zihni arasında 7 katmanlı “İnkar” tabakasının olduğuna inanıyorlardı. Bu katmanları inkar eylemleri göstererek zihinden temizleyebiliriz.

İnkar kelimesinden korkmayınız.  İnkar ve yok sayma yaşamın bahşettiklerinden göz yummak anlamına gelmez. Felaket ve değerli nimetlerden elimizi ayağımızı çekmek anlamına gelmez. İnkar ve yok sayma büyük nimetlere yer açmak için küçük nimetlerden kurtulmaktır. İnkar ve yok sayma bir zihinsel fenomendir. Ve bu yolla her türlü korku, ızdırap, hastalık , günah hissi, hüzün ve eski kalıplardan kurtarır. Bu eylemler sizin olumsuz hayal ürününüzdür. İnkar ve yok etme yolu ile bilinç üstünüz ve bilinçaltınızı bu eylemlerden temizliyorsunuz. Zihninizi olumsuz inançlardan temizlediğinizde düşüncelerinizin cevherini onlardan uzak tutarsınız. Böylece olumsuz düşüncelerin gücünü yok edersiniz.
2.      KANUN "SÜKUT"

Eğer olumsuz düşünceleri kafanızda geliştirmez ve beslemezseniz onlar ilgisizlikten yok olacaktır.Düşünce cevheri , duygular ve hislerinizi bağışlayarak , olumsuz düşünceleri beslemeyiniz.Dikkatli olunuz gizli veya sessizce kimsede hata aramayınız ve eleştirmeyiniz.Kinayeli sözlerden ve alaylı davranışlardan kaçınız.Şikayet etmeyi bırakınız kendi ve diğerleri hakkında kötü kahinlik  yapmaynız.Sakın başkalarına iftira atmayınız.Başkalarının hatalarını değil olumlu yönlerine yönlerine yönrliniz, olumlu şeylerden konuşunuz veya sükut ediniz.Çünkü sizin sükutunuz kötülükleri inkar etmek anlamına gelmektedir.Dertlerden , eziyetlerden söz eden kişi şifa gücüne sahip olamaz.Kötülüğün varlığı bizim istediğimiz süreye kadardır.Bazen sükut kabüllenmekten daha iyidir.Sükut fazilet ve en büyük inkar türlerinden biridir.Eflatun'a göre kötülük bir tür inanıştır ve kendiliğinden gücü yoktur.

   3. KANUN  "AF VE BAĞIŞLAMA"

             Eğer daimi şifa istiyorsanız her şeyi bağışlamanız gerekir.Doğru düşünen kişi bilinçsiz huzur, rahatlık ve iyi beslenmeyi yaşamında yerleştirir, diğer doğru alışkanlıklarda kendinde terbiye olur.
            Doğru af ve bağışlama yüzeysel ve tesadüfi bir eylem değildir.Belki zihin ve ruhun derinliklerinde bir arıtma ve tasfiye etme bir yaklaşımdır.Gerçek af ve bağışlama zaman ve dayanma gücü ister ve bu kesinlikle şuur altı düzeylerini temizler.
            Her tür kin ve öfke zihni tırmalar ve bedenin hasta olmasına sebep olur.Samimi bir şekilde af ve bağışlama yapmazsanız tam şifa gerçekleşmez.
            Nefret ve öfke , eleştiri, serzeniş, hışım ve hesaplaşma isteği ve başkalarınn eziyetini görme isteği , hepsi canı solgunlaştırır ve insanın sağlığını çalar.Bunun için size yapılan bütün eziyetleri af etmek size yararlı olacaktır.Bir kişiden veya bir pozisyondan nefret ettiğinizde  çelikten daha güçlü bir halka ile o kişiye veya o pozisyona bağlanırsınız.Af ve bağışlama, kurtulmak için tek yoldur.

AF VE BAĞIŞLAMANIN YOLLARI VE METODLARI

            Af ve bağışlamanın en basit alıştırma yolu, her gün sakin bir köşede, gözleriniz kapalı oturup şu cümlelerin tekrarlanmasıdır:
  • Benim eziyetime sebep olan her şeyi af edip bağışlıyorum,
  • Beni üzüntüye sokan her şeyi af edip bağışlıyorum.
  • Benim öfke ve nefretime sebep olan her şeyi af edip bağışlıyorum
  • İçeride ve dışarıda olan herşeyi af edip bağışlıyorum.
  • Geçmişi , geleceği ve şu anı af ediyor ve bağışlıyorum.

                          4. KANUN    " ÖZGÜRLÜK "

            Belki şaşıracaksınız, sizin bedensel  problemlerinizin nedenleri  bir kişiye  , bir pozisyona  veya  yaşamınızın  bir bölümüne  aşırı sahiplenme, bağlılık veya tutku duygusudur . Belki daha da çok şaşıracaksınız , zihninizi , bedeninizi ve işlerinizi iyileştirmek için duygusal açıdan , o kişiyi  veya o pozisyonu özgür bırakmanızdır. Sizin  duygularınız ,sağlığınız üzerinde büyük bir etki bırakır. Her hastalığın arkasında  doğru  gitmeyen bir duygusallığın izleri vardır. Doğru olmayan duygular insan sağlığının dengesini bozar. Gerçi duygusal bağlılığı  bazen aşkın en yüce şekli gibi düşünsek de onun terside doğrudur. Zira bu duygusal bağlılık ve bağımlılıkta sahiplenme meydana gelirse  karşı tarafı kıskaç altına almış gibi oluruz.  Halbuki gerçek aşk sevdiğimizi hür ve özgür bırakmaktır. Biz  biliyoruz ki memnuniyet verici bir aşkın yolu yalnız budur.
            İnsan oğlu özgür bırakmakla hiçbir şey kaybetmez. Özgürlüğün manyetik bir gücü vardır.Size ait olan her şeyi sizin tarafınıza çeker.Eğer şiddetli duygusallıkla size ait olmayan bir şeyi elde ederseniz veya düşünce ve hislerinizin özünü kendi yaşamınızın  yerine başkasının yaşamına yönlendirirseniz sonucu sağlığınızın yok olması veya yaşamınızda dengelerin bozulması olacaktır.Şifa kanunlarının en etkililerinden düşmanlarınızı bağışlamak ve dostlarınızı hür ve özgür bırakmaktır.Halil-i Cebran der ki:
→     Birbirinizi seviniz
→     Aşkı esir almayınız
→     Bırakın aranızda biraz mesafe olsun
→     Birbirinizin yanında durun ama birbirinize yapışmayın
Başkalarını özgür bırakmak kendimizi özgür bırakmak demektir.Hatta geçmişte ölenleri bile özgür bırakmamız gerekir.aşağıdaki vurgulayıcı ibareyi devamlı tekrarlamanızı tavsiye ederim."Şimdi benim ve çevremin rahatsızlığına sebep olan herşeyi ve herkesi-geçmişte veya şimdi-zihnen özgür bırakıyorum.Kendi yollarına gitsinler.Şimdi biz hepimiz tam hürriyetimizle büyük bir bütünlük ve tekamüle doğru yol almaktayız."

                                     5.KANUN  "EVET" DEMENİN ŞİFA VEREN GÜCÜ

Kanfiçyus'e sormuşlar: "Çin imparatoru olursanız eğer,ilk icraatınız ne olacaktır?"  Konfiçyus cevaplandırmış:"Kelimelerin kavranlarının tekrar yapılanması." O,sözcüğün ölüm veya yaşam veren gücünden haberdardı,onun için de sözcükleri seçerken çok dikkat ederdi.Bütün medeniyet kültürlerinin ortak düşüncesi şudur:"Senin sözün,seni güç koltuğuna oturtur."Sizin sözleriniz daima iki işle meşguldür:Yapmak veya yıkmak,şifa vermek veya öldürmek."
            Ağzınızdan çıkan her sözcük yoğun bir güce sahiptir.İyi sözler hayat enerjisi,sağlık ve mutlulukla doludur.Ağzınızdan çıkan her sözcük,sizin tüm vücudunuzda-zihninizin ve varlığınızın her atomunda-dalgalar yaratır.Düşünceleriniz,bedeninizi besler ve bedeniniz,aldığı besinleri geri verir.Tahrip edici sözler,zihinde,bedende ve insani ilişkjlerde bir çok hastalığa sebep olur.Hastalıkla ilgili konuları konuşan insanlar daima hasta olurlar.
            Eleştiri,romatizmaya sebep olur.Dengesiz ve uygunsuz sözler,kanı zehirler ve bu zehirler eklemlere yerleşir.Af ve bağışlamanın olmaması hastalıkların en önemli sebeplerindendir.Zira damarları tıkar,kara ciğeri sertleştirir ve gözlere zarar verir.Evet demenin vurgulayıcı gücü size şifa verir.Vurgulamak,pekiştirmek demektir.Bir sözcüğü devamlı olarak tekrarladığınızda o sizin zihninizde ve bedeninizde pekişir.Emerson şöyle der:"Her düşünce söyleyeni etkiler."Şifanın en büyük sırrı bilerek yapıcı sözler dile getirmektir.Bu sözler hastalık kokusu vermemelidir."
            Evet'in şifa veren gücünü uyandırmak için şu cümleyi tekrarlayabilirsiniz:"Zihnim ve bedenim bütünlükle dolu olsun."

                         6.KANUN   ÖVGÜ VE ŞÜKRETMENİN ŞİFA GÜCÜ

Şifanın en büyük sırlarından birisi hastalığın tam doruk noktasında hamd ve şükretmektir.Çünkü şükrederken şifanın etkin gücünü  fazlalaştırıyorsunuz.Şükretmek bedeninizdeki toplanan ve tıkanan yaşam enerjisini serbest bırakır.Övgü ve şükretmek  tam şifa için gereken vücudun en latif cevherini serbest bırakır.Kendinizi övebilirsiniz ve bu vesileyle halsizlikten güce doğru,cehaletten bilgeliğe doğru,yoksulluktan zenginliğe ve hastalıktan sağlığa doğru geçebilirsiniz.Japon bir doktor şöyle der:"Beni bağışlayın ve  teşekkür ederim ibareleri bütün hastalıkların tedavisinde etkilidir. Şükretmek,stresi ve dağınıklılığı azaltır,hastalığı tedavi eder."Övgü ve şükretmenin vurgulayıcı ibaresi:"Bu kadar sağlıklı,güçlü ve enerjili olduğum için kendimi taktir ediyorum.Bu kadar sağlıklı,güçlü ve enerjili olduğum için şükrediyorum.Yaratanın lütfu bütün nimetlerimi artırdığı için sevinçliyim."

                                  7.KANUN    “SEVİNCİN” ŞİFA VEREN GÜCÜ

Şarkı ve marş yoluyla şifa,vurgulayıcı ibarelerin en güçlülerinden biridir.Zira şifanın dalga ve esintileri %80 artış gösterir.Eğer insanlar gülmenin ve sevincin şifalı gücünden haberdar olsalardı birçok doktorun işleri kesat olurdu..Sevinç,doğanın en etkişeyici ilaçlarından biridir.Sevinç her zaman sağlık yaratır.Sevinç ve gülme yolu ile zihin ve bedenlerini dengeli tutan kişiler genelde uzun ömürlü olurlar. Tam , tersi yaşamlarını  ciddiye alan ve zor tutan kişiler az yaşarlar.Bir doktor şöyle demiş : “ Eğlence , su ve yemek kadar sağlığa gereklidir. Güldüğünüzde , eğlendiğinizde ve neşeli olduğunuzda  zihniniz ve bedeniniz de büyük bir değişim gerçekleşir.
            Zihinsel , duygusal ve fiziksel yönden çöken insanlar  gülmenin, önemini unutmuşlardır. Şifayı almak bir şeydir  ve onu korumak başka bir şeydir. Onu korumak ise sizin vazifenizdir. Kuşkusuz sevinç ve sağlık arasında çok yakın bir ilişki vardır. Hatta şarkı söylemek sağlığı arttırır ve kan dolaşımını hareketlendirir. Bu faaliyetlerden en önemlisi ise eğlenceli ve mutlu olmaktır.
                               8. KANUN  SEVGİNİN ŞİFA VEREN GÜCÜ

Sevgi, bedeni ve zihni, öfke, nefret , eleştiri, hüzün , pişmanlık , kıskançlık , korku ve günah duygusundan meydana gelen zehirleri temizleyen tek güçtür.
 Hastalık genelde sevgi kanunundan uzaklaşmanın sonucudur. Öfkelendiğimizde , bedenimizde öldürücü bir zehir meydana gelir. Eğer bu zehir nötralize edilmezse bazen uzun vadede ölümle sonuçlanır. İlahi aşkla ilgili vurgulayıcı ibareler bu tehlikeli düşünceleri sevgi dolu düşüncelere çevirir. Sevgiyle ilgili vurgulayıcı ibareler, beden ve ruhu sakinleştirir. Aşk , kainatın tabibi olarak adlandırılmıştır. Zira bununla ilgili  vurgulayıcı ibareler içten ve yüksek sesle tekrarlanırsa bütün hastalıkları iyileştirir. Tanrısal aşkı düşünmek bedende pozitif bir akım meydana getirir. Bu akım nefret ve öfke gibi karşı düşünceleri yok eder. Emettax kendi kitabında şöyle der: “ Yeterli sevgiyle bütün problemleri çözebiliriz”.Devamlı ilahi aşkı düşünmek  , insanın içindeki sevgiyle tanrısal sevginin arasında bağlantı sağlar. O zaman bu güç şifa akımları şeklinde bütün vücuda akar.
            Birkaç sene önce Harward Üniversitesinde  “ sevgi “ , bilimsel incelemeye alındı. Çıkan sonuçlar, insanların en çok sevgi ihtiyaçları olduğunu kanıtlamıştır. Mevcut düşüncelerin aksine biz sevgiyi üretebiliriz. Araştırmacılara göre kişiler zihnen insanların ve koşulların üzerine sevgi yağmuru yağdırabilir, bunun meydana getirdiği mucizevi değişiklikleri gözlemleyebilirler. Dünya çapında öngörülen bütün hastalıklar için sevgiyi üretmek gereklidir. Bir kitapda şöyle der:”kalbim tanrısal aşkla doludur. İlahi aşk , gereken her mucizeyi her an gerçekleştirebilir. “
         
                     9. KANUN “ BEN VARIM “ İBARESİNİN ŞİFA VEREN GÜCÜ

“ Ben varım “ ve “ ben dünyanın ışığıyım “  ibarelerini devamlı tekrarladığınızda  içinizdeki  ilahi fıtrat  harekete geçer ve vücudunuzdaki  bütün karanlıkları aydınlatan bir ışık meydana gelir. Her hücrenin ve atomun merkezinde ışık vardır. İnsan zihni , o ışığı bulup yaydığında  bütün hastalıklar , depresyonlar ve uyumsuzluklar ortadan kalkar.
            “Ben varım “ ibaresini olumlu ve yüce şekliyle kullandığınızda bütün engeller ortadan kalkar, bütün kapılar size açılır. Hedeflerinize doğru yönlendirilirsiniz ve bütün nimetlere ulaşırsınız. “Ben varım “ ibaresinin  vurgulayıcı cümleleri şunlardır: “ ben sağlam, güçlü ve neşeliyim. Ben güzel , sakin ve dengeliyim. Ben sihirli, genç ve sevinçliyim. Ben neşeli, mutlu ve özgürüm. Ben her sabah neşe dolu uyanıyorum.”

10.KANUN İMGELEMENİN ŞİFA GÜCÜ

İnsan sağlığını tekrar elde etmek için iyi bir halati ruha sahip olması gerekir. Hayal gücü ; sağlık , servet ve sevinç  için insanın  en önemli güçlerindendir.  Hayal zihinde şekil yaratan güçtür. Hayal , ölçü, ağırlık , renk ve şekil belirleyendir. Görünen ve hissedilen herşey önce görünmez ve hissedilmezdir. Zihnin imajinasyon gücüyle tecelli olmuştur. Örnek :" Sanatçı önce portreyi zihninde görür sonra tuval  üzerinde  çizer. Sağlığı  imgelemek, sağlık ve şifayı yaratmanın en bilimsel ve hızlı yoludur. Sağlık için önce onu hayal etmelisiniz. Sağlığı imgelemek, sağlamlık getirir.

İMGELEMENİN VURGULAYICI  CÜMLESİ

" Ben hergün , her yönümle daha iyi oluyorum. " Hayal iradeden daha çok güçlüdür. Hayal ile irade çatışmaya girerlerse her zaman hayal galip gelir. Zihin, imgelediği şeyi yapar.  Zihin , beklediği şeyi yapar.  Hayalin yapıcı ve bilinçli uygulamaları ile bedeninizde şaşkınlık yaratıcı değişiklikler yapabilirsiniz. Zihindeki portre,  belli bir potansiyele ulaştığında  hayal gücü ona fiziki görünüm ve iyileşmiş şekli verir. Hayal ettiğiniz herşeyi kendi tarafınıza çekiyorsunuz. Hayal gücünün devamlı kullanımı , bütün güzellikleri ve iyilikleri yaratma gücüne sahiptir.


                       11. KANUN HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ  DEĞİLDİR

Bazen durumun iyi olması için önce kötü olması gerekir. "Su bulanmadan , durulmaz." Aslında kötü görünüm iyi görünümün bir bölümüdür. Yenilgi görünen  bir durum başarının doğuş anıdır. Bu konuyu bir örnekle size anlatmak istiyorum.
            Bir terziye  bir kumaş veriyorsunuz  terzide dikim için ölçülerinizi alır , bu dakikadan itibaren size sabretmekten başka bir iş düşmez. Çünkü işlerin hepsini terzi yapacaktır. Belirlenen tarihten önce terziye gidip işi yakından görürseniz şaşkına dönüp ,hatta  şok olabilirsiniz. Zira  terzi sizin kumaşınızı parça parça  yapmıştır. O an endişeyle  terzinizle kavga  bile edebilirsiniz ve bu durumda kumaşları terziden alırsanız büyük bir  hata yapmış olursunuz. Fakat sabrederseniz çok kısa zamanda çok şık ve bedeninize uygun bir elbiseye sahip olup memnuniyet duyabilirsiniz.    Bir işe başlamadan önce işin sonunu düşünürseniz , pişman olmazsınız. Görüntü olumsuz görünsede çok olumlu ve doğaldır. Size eziyet etse bile değerli tecrübeler elde etmiş olursunuz. Çünkü bir arınma olayı yaşanıyor , neticesi ise iyilikler ve yücelmeler olacaktır.

HASTALIĞI YOK ETME İMAJINASYONU

Zihinden  bir portre yok olduğu zaman onun fiziksel benzeriside bedende yok olur. Kalıcı şifa genelde onun portresini zihinden silmekle başlar. Örnek olarak ; eğer tümör, siğil, iltihaplı yaralar ve vs. zihninizden silindiği zaman etkisi bedeninizde tecelli edecek ve yok olacaktır. Yani zihin , düşünce yoluyla bir kalıp icat edip iman iradesi ile ona müdahale edebilir. Çünkü bu güce sahiptir.

                      12. KANUN FEDAKARLIK VE BAHŞİŞİN ŞİFA GÜCÜ

"Hiç kimse kendinden başkasını aldatamaz" eğer hastaysanız, bilinçsiz bir şekilde kendinizi aldatıyorsunuz. Eğer bağışlamanın anlamı olan  var olmak ve elde etmeyi kavrarsanız hayatın en büyük temelini elde etmiş olursunuz. Zira  yaşamın 1. Kanunu bir şeye sahip olmak için veya elde etmek için , önce onu fedakarcasına bağışlamanızdır. Bu kanun zenginliğin yanı sıra sağlık kanusunda da  geçerlidir. Bahşetmek sizi zengin ve varlıklı yaptığı gibi size şifada verebilir. Eğer hastaysanız ve yaşam enerjinizin vücudunuzda akmasını engelleyen bir tıkanıklık varsa bahşiş ve fedakarlıkla o tıkanıklığı açabilirsiniz. Eğer kainat cevherine ( kozmik enerji)  zihninizden , bedeninizden ve işlerinizden akmasına  izin vermezseniz  kendinizle kainat arasında olan dengeyi kaybedersiniz. Bahşetmediğiniz zaman ,dünyada size bahşetmez.